16 Ağustos 2011 Salı

İçimizdeki Çocuk

Düşlerimizden koparak çıkagelen hikayelerdir bizim aynamız.


Biz onlarla biziz. Orada bizim içimizdekiler yaşıyor. Onlar nasılsa biz tıpkısıyız. İkiz kardeş gibi.. Biz olgunlaştıkça onlar da olgunlaşıyor ama içimizdeki "dünyayı pembe gören çocuk" havası hiç eksilmiyor. O çocuk hiç hayattan nasibini almamışcasına öyle duruyor. Büyümüyor da.. Bizim aksimize küçülüyor. Bizim çektiğimiz acıları çekiyor belki ama belli etmiyor. Belki anlamıyor, belki de anlamamazlığa yatıyor. O da onun huyu işte. Nasıl başarıyor bunu onu da bilen yok ! Aynadaki tablo simsiyah da olsa rengarenk de olsa fark ettikleri hep aynı o çocuğun. Biliyor ki 'rengarenk' tabloyu rengarenk yapan kafamızda oluşan kendimizi kandırdığım "pembe" yalanlar. Küçük olsa da aynı demiştim ya o çocuğa. Olgunluğu da hep aynı. Hatta bizimkinden çok daha fazla. O olgunluk ona bunları fark etmesini sağlıyor. Aynı 5 yaşındaki çocuğun kötü bir haber aldığında her şeyin düzeleceğine inanarak hiç tepki vermemesi gibi... O çocuk geçmişi hiç bırakmıyor ama geçmişe bağlı da yaşamıyor. Geleceğe yönelik yaşamayı sevmiyor ama geleceksiz de yaşayamıyor. Garip o çocuk aynı hayatın cilvesi gibi. Hiç değişmiyor ya böyle de aynen hayatın durağanlığı gibi...


Ama o öyle. Kendi halinde. şimdi tek diyeceğim şu : Ne olur o çocuğu kendi haline bırakın !

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder