29 Şubat 2012 Çarşamba

Değişebilmek; Sırf Zorunluluktan


Değişmek lazım, zor ama lazım.
İçindekileri atmak, değişmek, aslolan duyguları içine katıp tekrardan yoluna devam etmek…
Sebepsiz yere, sırf zorunluluktan. ‘Yaşayabilmek’ uğruna gelen o zorunluluktan.
Değişmek, kendi içinde, bazense başkalarının içinde, içeriye girip yerleşebilceğin odalar aramak, bazen ebediyen sürecek bir yolculukta mola olsun diye, bazense yola devam etmeden önce kendini dinlemek adına…
O süreçte değişiyor işte insan, benliğe göre bazen ebedi bir değişim oluyor, yavaşça, kendi içinde, bazen öyle bir hızla oluyor ki, değişim, değişeni de yoruyor…
Yaşamak için katlanılan bir zorluk, başka ruhları işgal etmek, hatta bazen o ruhlarda başka başka insanlarla karşılaşıp onların ruhuna da geçebilmek, bazen aynı yerde kalıp, o bulduğun başkalarıyla daha farklı ve çözümlenemeyen bir etkileşim içinde olmak…
Bir süreç bu; adı değişim. Zor ama gerekli. Yaşamak için.
        

Aynı Kimlikte Başka Biri Olmak


Aynı kimlikte, aynı kimliğin farklı bir mekanına geçerken, konum değiştirirken bile değişiyoruz, biz değiştikçe, dünya değişiyor
Farklı kimliğe geçerken içimzde değişiyoruz, dışarıdan fazla anlaşılmıyor o zamanki yalnızlıklarımız, benliğimiz, kendimiz…
O kadar farklı biri oluyor ki kendi içinde bile değişirken aslolan ‘ben’, o kadar farklılaşıyor ki işte o zaman anlaşılmıyor. Düğüm başkasına sıçramadan kendi içinde arapsaçı oluyor. Çözmeyi denemeye çalışan da yanıyor o arapsaçının sardığı kor ateşin etrafında…
Dönüp duruyor dünya, kendi etrafında işte tam o sırada insanlar da dönüyor, kendi benliklerinin etrafında, öylece, sessizliğin hakimiyetinde, ‘sır’ saklarmışcasına..
Değişik bir döngü bu, aslolandan çıkıp, aynı bedende, başka bir ruh aramak, bulmak ve içine yerleşmeye çabalamak…
İşte o yüzden diyoruz ya aynı kimlikte başka biri olmak diye, zor bir döngü ama gerekiyor işte, yaşamak uğruna…

28 Şubat 2012 Salı

Hayallerimi gerçekleştiren insana; Doğu Yücel'e Teşekkürlerimle...

Bir kapı diğerini açar derler ya o söz benim durumumu en iyi anlatır kesinlikle. Okul dergisi sayfaları için röportaj yapma kararı almamızla başladı her şey. Ben ilk aklıma gelen isim olan Doğu Yücel’e mail attım, geri döndü olumlu olarak,, o gece mutluluktan o kadar zor uyudum ki anlatamam !:) Soruları hazırlamak falan filan derken elimde baya bir soru oldu arasından seçildi yollandı, aklıma geldikçe ben de yine sorular sordum elbette. En sonunda cevap geldi Doğu Abi’den açmayacağım dedim çünkü biliyordum elimden düşürmezdim gece boyunca röportajı ama en sonunda kendime yenildim ve teker teker okudum mailleri, o kadar güzel cevaplardı ki mutluydum, en büyük hayallerimden biri gerçekleşmişti ve kimse ağlamama engel olamazdı… Kendisine ne kadar teşekkür etsem az, bir teşekkürü de imzalı kitap için söylemeliyim çünkü o da en az röportaj kadar mükemmeldi :)) 





Hayallerim gerçek oldu ve Doğu Yücel'le röportaj yaptım !:)


Doğu Yücel kimdir, yazar kimliğinin dışında nasıl biridir bize biraz
bahseder misin ?

Yazmak epey bir vaktimi aldığı için yazar kimliğimin dışında nasıl
biriyim unuttum. Haftaiçleri her gün akşama kadar müzik yazarlığıyla
iştigal ediyorum. Akşamları halim kalırsa ve bir projem varsa roman
veya öykü yazıyorum. Dışarıdayken de o anda aklımda olan hikayeleri
geliştirmek için düşünsel bir sürece giriyorum. O yüzden biraz dalgın
ve şaşkın bir karakterim.


Okumak mı, yazmak mı ? Neden ?

Yazmayı tercih ederim. Okumak pasif eğlence, yazmak ise aktif. Hayata
dahil olmayı seviyorum, hep bir şeyler yapmak, üretmek istiyorum,
yazmak da benim asıl eylemim. Kitap okumayı, film izlemeyi de
seviyorum ama en sevdiğim bir kitapta veya filmde bile yazar,
yönetmen-senarist keşke şöyle yapsaymış diyorum içimden. O yüzden
okumaktan ziyade yazmayı, üretmeyi, hikaye anlatmayı tercih ederim.


Kalem mi, bilgisayar mı ? Neden ?

Bilgisayar. Ama yazmaya kesinlikle kalemle başlamak gerek. Ben kalemle
başladım, yıllarca kalemle çalıştım. Bir o kadar da daktiloyla yazdım.
Bunlar her yazarın geçmesi gereken deneyimler. Bir gitarist sadece
elektro gitar çalmamalı, akustik de, klasik gitar da çalabilmeli. Buna
benziyor biraz. Bilgisayarın avantajı çok büyük, hızlı
yazabiliyorsunuz, silip tekrar yazabiliyor, istediğiniz kısmı
istediğiniz yere taşıyabiliyorsunuz, şekil şemal verebiliyorsunuz ama
edebiyatta her şey hız değildir. Hatta hız iyi bir şey de değildir.
Her kelimeyi, her ifadeyi, her cümleyi kafanızda tartmanız gerekir. O
yüzden kalemin ağırlığı, daktilonun yavaşlığı yazarlığı geliştirir.


Sevgi mi, aşk mı ? Neden ?


Sevgi bence daha değerli. Aşk kontrolsüz ve son kullanma tarihi olan
bir duygu. Yani çoğu zaman.


Yalnızlık mı, kalabalık mı ? Neden ?

Yalnızlık. Daha huzurlu ve daha özgür olabiliyorsunuz çünkü.


Müzik mi, edebiyat mı ? Neden ?

Çok zor bir soru ama müzik diyorum. Edebiyat olmadan yaşayabilirim ama
müzik olmadan yaşayamam. Edebiyat olmadan sözlü hikaye geleneği devam
eder, sinema devam eder, ama müziksiz dünya bile dönmez.


Geçmiş mi, gelecek mi ? Neden ?

Gelecek. Geçmiş adı üstünde geçmiştir, önemli olan şu an
yapacaklarımız, geleceğe bırakacaklarımızdır.


En sevdiğin yazar?


Çok var, her an bir başkasını söyleyebilirim ama şu an Douglas Adams
demek geçti içimden.


En sevdiğin kitap ?


Çok var, Lovecraft - Gotik Öyküler, Bram Stoker - Drakula, Tolkien -
Yüzüklerin Efendisi, Douglas Adams - Otostopçunun Galaksi Rehberi,
Boris Vian - Kırmızı Ot, Bret Easton Ellis - Amerikan Sapığı, Asimov -
Jüpiter'i Satıyorum, Stanislav Lem - Gelecekbilim Kongresi bir çırpıda
aklıma gelenler.


En sevdiğin şarkı ?


Iron Maiden - Infinite Dreams.


En sevdiğin film ?


Star Wars - Episode 4-5-6


En sevdiğin eşya ?


Çalışma masam.


En sevdiğin çalışma alanı ?


Odam.


En sevdiğin renk ?


Siyah.


En vazgeçemeyeceğin insan ?


Annem.


En sinirleneceğin davranış ?


Özgürlüğüme karışılması veya emeğime çamur atılması.


Sana en çok ilham verdiğine inandığın şey, neden ?

Sanat. Hayattan daha çok sanattan esinleniyorum. Filmler, şarkılar, kitaplar...


''Yazmak, şeytanlarımızı yenmekte bize yardımcı oluyor'' demişsin
kitabında peki senin yenmek için yazıdan yardım aldığın şeytanlar
neler, kimler?

Kendimle ilgili şeyler. Bazen kontrolümü kaybetmeme neden olan
hırslarım mesela. Ya da bazen tuzağına düştüğüm egom. Mutsuzluğum,
tatminsizliğim, hoşnutsuzluğum... Hayata bazen çok karamsar bakmam...
Tüm bunları yazarken iyileştirebiliyor, etrafıma ve kendime iyimser
bir şekilde bakabiliyorum. Beni daha iyi bir insan yapıyor yazmak.


Kendinizi en çok özgür hissettiğin yer ya da konum ? Neden ?

Evim. Evimdeyim çünkü:)


En büyük hayalin ?


Kitaplarımın Hollywood'da hayranı olduğum yönetmenler tarafından
filmlendirilmesi. Ve az önce izlediğim Oscar töreninde bir gün sahneye
çıkabilmek :)

Superman’in gezegeni Kripton’ın harflerini değiştirip Kartopu isimli bir gezegen yarattım. O gezegende kendilerine has özel süper güçleri olan kahramanlar yaşardı. “R”leri söyleyemediğim için “Kaytopu” derdim oraya ve gerçekten oranın varlığına inanırdım. Halen daha inanıyorum sanırım demişsin bir röportajında nasıl bir gezegendi kartopu, orada barındırdığın hayaller, karakterler nelerdi?


Nasıl bir gezegen olduğunu ileride yazacağım çocuk kitabında
okuyabileceksiniz, o yüzden sürprizleri bozmak istemiyorum. Ama kısaca
anlatmam gerekirse; gerçek bir ütopya orası. Bembeyaz bir gezegen,
herkes mutlu, insanlar uçabiliyor... Ama bir şey eksik...


Yazmak ve hayal kurmak kavramları senin için ne demek ?


Nefes almak neyse o. Özellikle hayal kurmak kesinlikle benim için
oksijen almakla aynı. Yazmak ise kurduğum hayalleri paylaşmak anlamına
geliyor. Paylaşmadan yaşayabilirim ama nefes almadan yaşayamam.


Hayatındaki dönüm noktaları neler ?


Güzel soru. Kötü dönüm noktası; sevmediğim halde İktisat bölümünde
okumaya karar vermem. İyi dönüm noktası; üniversitede öykü yazmaya
kendimi adamam ve 1997'de Gençlik Kitabevi öykü yarışmasını kazanmam.







İpek Ongun ile röportaj yaptım :)



1- Yazmaya nasıl ve ne zaman başladınız ?

Yazmaya lise çağlarımda çeviri yaparak başladım. Çevirilere devam ettim ve bir yayınevinin editöründen,uslubun güzel, neden kendin için yazmıyorsun, teklifi geldi. Eşim de destek verince denedim, 'Mektup Arkadaşlarını' yazdım ve böylece yazı hayatına girdim. O sırada iki küçük kızım vardı, onlardan artan zamanımı değerlendireyim diye başlamıştım.

 2- Neden gençliğe yönelik kitaplar yazıyorsunuz ?

Her şeyden önce gençleri önemsiyorum, gençlik yıllarını çok çok önemsiyorum, kişiyi hayata hazırlayan, kendi kişiliğini bulmaya çalıştığı yıllar. O nedenle herkesin kendi yöntemi ve olanaklarıyla gençlere destek olmaları gerektiğini düşünüyorum.

 3- Serra karakteri nasıl ortaya çıktı ? 10 kitap, dile kolay, yazarken nelere dikkat ettiniz ?

 Serra gerçek kişilerden kaynaklanmış br karakterdir. 15'li yaşlardan 30'lara uzanan sürede hayatımızı oluştururuz adeta. En önemli kararları bu dönemlerde alırız, o nedenle tüm bu kararlara yönelik bilgi, araştırma ve birikimimi gençlere sunarsam, onlar
hayata bizlerden en azından bir adım daha önde başlayabilirler diye düşündüm. Elimdem geldiğince tabii...

4- Okurlarınız yazılarınızı etkiliyor mu ?

Okurlarım yazılarımı hem de çok etkiliyorlar. Onları dinliyorum, gözlüyorum ve işlerine yarayacağını düşündüğüm konuları seçerek yazıyorum.

5- Son olarak bizlere okuma ve yazma hakkında söylemek istedikleriniz neler ?

Okuma bence hayata ilk adımdır. Okumayan insan o ilk adımı atmıyor demektir. Okumak bize ufuklar, pencereler açar, bilgilendirir, başka hayatları, kültürleri gösterir dolayısıyla hoşgörü sahibi oluruz. Yazmaksa, anı defteri tutan için, hayatı bir kez daha yaşamaktır. Yaşanan olayları daha tarafsız bir gözle görebilmemizi sağlar. Yazar olarak yazmaya gelince, kalemin müthiş gücüne şahit oluruz. Ben burada odamda yalnız başıma bir şeyler yazıyorum ve o sözcükler kitap olup sana ulaşıyor. Sonra sen bana mektup yazıyorsun ve biz o mektup aracılığıyla seninle tanışıyoruz.  Bir düşün, ne müthiş değil mi...

21 Şubat 2012 Salı

Kalem Edebiyat ve Sanat Dergisi'nin Mayıs-Haziran (2.sayı) sayısında yayımlanan Tutku Teması yazılarım...

 KAÇAK DÜŞÜNCELER'DEN...


1. Yazım:


Değişik Duygular Hissederken


  Tutku, insanı bir varlığa en sıkı şekilde bağlayabilecek, aşkı ayakta tutabilecek, insanın en değişik duyguları hissetmesini sağlayan bir komuta merkezi gibidir.
  Mutluluğa sebep olur bazen; bazen mutsuzluğa ama şu herkes için aynıdır: Sana ne yaşatırsa en yoğun şekilde yaşatır. Sana yaşattığı duygu seni adeta esir alan ama bitmesi istenmeyecek bir duygudur. Belki en yoğun haliyle duyguları yaşadığın için bitmesini istemezsin, belki de özel bir yeteneği vardır, kendi içinde kimseye fark ettirmeden ilerleyen...
   Bağlar seni yaşama, hayata, aşka... Belki tek etken değildir ama bağların en güçlülerinden de biridir. Derinlere inersin tutkuyla, kendi derinlerine... Asla bulamayacağın hazineler çıkar içinden, bazen hüsran olur bazen de sevinç... Gözlerindeki ışıltıya sebep olur bazen; sen istesen de istemesen de...
   Bittiği zaman hissedersin eksikliğini, çoğu şeyde olduğu gibi. Gözlerindeki ışıltı bir anda bitince, duygular çok yoğun yaşanmadıkça, kendi derinliğine inemediğinde seni boşluğa düşürür. Seni ilk önce kendine bağımlı hale getirir sonra da bir boşluğa iter. Affallarsın, ne yapacağını bilemezsin, alışırsın geri gelsin istersin... Geri gelir mi sana, yine aynı şeyleri yaşatır mı diye beklersin. Ne olursa olsun arkasından bakarsın tutkunun...




2. Yazım:


Boşluğun Tam Ortasında


  Hayalin pembe dünyası gitmiş, boşlukta yürümeye çalışır hale gelmişsin haberin yok. Hala içinde tutku kalmış gibi geliyor sana; ama...
 Aslında içinde tutkudan eser yok ! Gram kalmamış tutkudan ama sen umudunu yitirmemişsin. Hala ayakta kalmaya çalışıyorsun. Ne kadar dayanırsın bilinmez ama tutkuyu içinde arama çaban bitip, tutkuyu bulamayınca gerçekler sana acı verir. Boşluğun ortasında kaybolur gidersin öylece...
 Mutluluk hayaldir artık kalbinin acısı geçene kadar. Sana derinden bir delik açar, giderken bile kalbine işletir kendini... Hayallerinin pembeleşmesi zordur, zaman alır. O zaman olgunlaşma sırasında çok fazla şey kaybedersin kendinden, bundan bile haberin yoktur. Neler yaşadığını anladığında pişmanlık duygusu gelir. Sıra ondadır, içini kaplamak için bekleyen duyguların arasında... İçini kemiren bir duygu hissedersin daha sonra; içinde açılan derin boşluktan geriye kalanları da pişmanlık kemirir, tutkunun yardımıyla... Açtığı boşluğu derinleştirip güçlendirmektedir tutku da o sırada.
 Sen, tam bunlar yaşanırken nereden geldiği bilinmez şekilde güç bulursun. Zorlanırsın kalkarken ama ayağa kalkarsın. Boşluktan kurtulduğunda içinde hala kapanmayan yaralar vardır ama sen mutlusundur o duygulara rağmen ayağa kalktığın için...