30 Mart 2012 Cuma

''Yazmak, şeytanlarımızı yenmekte bize yardımcı oluyor.-Doğu Yücel/Varolmayanlar''

Hızımı alamayıp bu sefer de diğer bir hayranı olduğum yazar Doğu Yücel'in kitabı hakkında ufak bir yazı yazayım dedim :)


Yazar-senarist Doğu Yücel'in üçüncü kitabı Var0lmayanlar. Ronnie James Dio'nun sözleriyle başlayan kitap, eğer maceranın içinde kaybolmayı bilirseniz sizi bir anda içine çekerek çok güzel ve sürükleyici bir yolculuğa çıkartıyor.
Sinema alanında da iyi bir başarıya sahip olan Doğu Yücel, bu başarısını en iyi şekilde kitabına da yansıtmış. Hayalgücünün en üst düzeyde hissedildiği kitapta anlatım o kadar duru, betimlemeler o kadar iyi ki zihninizde olayı bir anda canlandırabiliyorsunuz. Hatta canlandırmakla kalmayıp bir anda kitaptaki isimsiz karaktere bile bürünebiliyor bu sayede o aradaki ayrımda kendinizi daha iyi sınayarak bir hayalperest mi yoksa bir gerçekçi mi olduğunuzu daha kolaylıkla anlayabiliyorsunuz.Kitabın ilk baskısının arka kapağında da yer aldığı gibi sinematografik bir dil kullanan Doğu Yücel, bu sayede kitabı daha da heyecanlı kılmış ve aynı zamanda kitabın temellerini daha da sağlamlaştırarak kaleminin büyüsünü bir kez daha bizlere ispatlamış. Kitapta aynı zamanda yazı yazmaya ve yazının sihrine de fazlasıyla değinen Doğu Yücel, yazının o şeytanlarımızı bile yenecek olan büyülü dünyasını fantastik edebiyatla en iyi şekilde buluşturarak ismini bir kez daha altın harflerle yazdırmayı başarmış gibi görünüyor. 
Kapak tasarımıyla, kurgusuyla, anlatımıyla ve o isimsiz karakteriyle iyi bir iş ortaya koymayı çok iyi başaran Doğu Yücel'in kitabınını Remzi Kitap Gazetesi'nden Yankı Enki'nin de dediği gibi ''Var0lmayanları okumak için fazlasıyla sebebimiz var, fakat okumamak için bir sebebimiz yok gibi.'' 


NOT: Doğu Yücel'in menajerliğini yaptığı İzmirli kült metal grubu Rampage ise Var0lmayanlar'a özel Army Of The Visi0naries diye bir şarkı ortaya koymuş, ortaya çıkan şarkı ise en az roman kadar nefis olmuş :) Şarkıyı da mutlaka dinleyin derim :) 










29 Mart 2012 Perşembe

‘’…Çünkü en çok en sevdiklerimizi incitiriz.’’-Elif Şafak/İskender



Kitap analizlerimi yayınlamaya başlamaya karar verdim. İlk analizim de ilk çıktığı gün alıp iki günde okuyup bitirdiğim kitap olan İskender, yazarı ise herkesin tanıdığı ve sevdiği bir isim olan Elif Şafak…

Yazar olmak isteyen bir genç olarak en çok kendime örnek aldığım kişidir Elif Şafak. Hep yazdıklarında apayrı bir yakınlık bulmuşumdur kendime, söylediklerinde ise apayrı bir anlam…
Onun en son romanı İskender benim ilk okuduğum kitabı oldu. Normal şartlarda 4-5 günde bir kitap bitiren ben o kadar yoğunluğuma rağmen kitabı 2 günde bitirdim. ‘’Benim annem iki kez öldü.’’ diye başladı kitap, daha sonrası ise su gibi geldi.  Karakter analizleri o kadar iyi, o kadar güzel yapılmış ki kurgulama biri değil gibi sanki size anlatılan karakterler; tamamen ete kemiğe bürünmüş kişiler, bireyler var etrafınızda. Zihininizde her şeyi kolayca betimleyebiliyorsunuz. Karakterler arasındaki geçiş ise o kadar uyumlu bir şekilde yapılmış ki bir karakteri orada okurken öbürünü de diğer yandan düşünebiliyor, kitabın her sayfasında sona daha çok yaklaştığınızı sanıyorsunuz. Kitabın sonuna doğru nasıl biteceğini tahmin ederken ‘’benim annem iki kez öldü’’ cümlesini ne kadar es geçerseniz geçin kitap sizi o cümleye alıyor götürüyor. Kitabın sonunu tahmin edebilmek işte o yüzden o kadar kolay olmuyor… Anlatılan duyguların karaktere yansıması konusunda da ciddi derecede başarılı bir kitap İskender, Elif Şafak’ın bir diğer kitabı olan Aşk’tan daha kolay okunuyor ama ondan daha çok çözmeniz gerekiyor her bir karakteri, kitabı daha iyi anlamak adına. Kitabın kapağına gelirsek; Elif Şafak’ın ‘’Türkiye’de Yazar Olmak’’ başlıklı yazısında da aynen belirttiği gibi : ‘’Kitap kapağında takım elbise giymiş erkek resmi var, bak bu kitabın kapağında da erkek resmi var, demek ki kitap çalıntı’’ lafını duymak demektir Türkiye’de yazar olmak, işte bu yüzden kitabın kapağında Elif Şafak’ın erkek halini, yani ‘’İskender’’ olduğu halini görmekten dolayı onu bir kez daha tebrik ediyorum. Bu sözleri duyacağını bildiği halde, ya da sonradan duyduğu halde yine de pişman olmayıp, olsa da bunu asla dillendirmeyip aynı başlıklı yazıda da dediği gibi ‘’Bu da geçer Ya hu’’ diyebildiği için…
Bence asla kaçırılmaması gereken bir roman ‘’İskender’’. 
Hem sevdiklerimizi nasıl incittiğimizi görmek, Elif Şafak’ın gözünden bir erkeği anlamak, hem de ata erklik konusuna farklı bir pencereden bakabilmek için…








Not : Elif Şafak'ın ''İskender''e nasıl büründüğünü anlatan videoyu da izlemelisiniz bence :)


                                   

Çocuk Olmak Gerekir Bazen


   Küçük bir çocuğun hayalleri kadar pespembedir bazen dünya. Onu içimize çekmek isteriz bir anda, bir yandan da bitmesin deriz. Başka günlere de kalacak umuduyla…
   O küçük çocuk gibi olmak gerekir kimi zaman, hayallerinin hepsinin bir anda gerçekleşmeyeceğini öğrenmiş olsan da… Bazen o çocuk gibi düşünmek gerekir. Paylaşmamak için. Paylaşamamak için. O küçük çocuk gibi bakmak gerekir bazen. Doğruyu ve yanlışı onun gibi ‘’kendi çapında’’ halletmek, kalbinle mantığını birleştirip en ‘’doğru’’ olanı bulmak ve o ‘’doğru’’yu hep içinde saklamak… Hep bir yerlerde herkesten saklayacağın umutlar barındırmak, onları içinde tutmak. Büyümek isterken, küçük kalmayı da sevmek.  Hep bir şeylerin özentisi olmak… En büyük kahramanını hep kalbinde tutmak, sevgiyi, sevmeyi öğrenmek, karşındakini en saf, en karşılıksız şekilde, hiçbir çıkar beklemeden sevmek. Sırf senin yanında diye onu bir şeyler yapma konusunda zorunlu tutmamak, her şeye tek bir yükümlü bulmamak. Hayatın hep öyle kalacağına inanmak. Sorgulamak. Araştırmak. Dinlemek. Öğrenmek gerekir bazen.
   Hayattan kaçabilmek, o umutla yepyeni dünyalara bakmak için… O aslında hep içinde kaldığın çocukluk bir anda yine gitmesin diye onu parça parça içinde saklamak için...

5 Mart 2012 Pazartesi

Ayşe Kulin İmza Günü

Önceden yazmam gerekirdi, olmadı. Ayşe Kulin imza günü oldu 11 Şubat'ta Ankara-Tunalı Hilmi D&R'da neredeyse bir ay önceden haberim olmuştu ve gitmek için tüm planları yapmıştım. Gün geldi çattı. O gün dershanede neredeyse tek dediğim konu buydu, heyecanlıydım. Kaptım kitapları gittim D&R'a imza 5. kattaymış orayı da buldum gezine gezine erken gittiğim için sırada başlarda sayılırdım. Sorun yoktu. Daha imza gününün başlamasına var falan derken ben içimden Ayşe Kulin geldi o alkışlandı bir fasıl :) Sonra dikkat ettim ki birkaç kişi falan çiçek getirmiş ! Şaşırmadım desem yalan olur ama o kadar da garipsemedim . Sıra geldi geçti, kimi duygulanmıştı besbelli, kimi heyecanlıydı; aynı benim gibi ! En sonunda sıra bana gelmesine yakın rica ettim fotoğrafımı çektiler Ayşe Kulin'le :)  Yanına gittiğimde dikkatimi çeken şey yazdıkları oldu ilk başta toplamda dört tane kitap imzalatmıştım ve içine yazdıkları anlamlıydı, ondan ziyade kitabın adıyla ilişkiliydi :) 
Heyecandan tam unutuyordum ki sordum tam kitap imzalaması biterken sorumu; ''Yazar olmak için ne yapmalıyım ?'' dedim. Bana o kadar içtenlikle cevap verdi ki :) ; ''Sadece iste. Bak ben istedim ve geç de olsa oldum.'' Teşekkür ettim nazik cevabı için, fotoğrafta kötü çıksam da o gün asla unutamayacağım kadar güzeldi. 



1 Mart 2012 Perşembe

Serzeniş


Hep bir serzenişteyizdir kendi içimizde, bazen giden hayallerimize, bazen terk eden sevgiliye, bazen kaderimize…
İçimizden taşar bazı noktalarda serzenişimiz; kimimizin kalemine işler, kimimizin enstrümanına, kimimizinse hallerine; tavırlarına…
Bazımız isyan ederiz gidene, arkasından sessizce kalakalırız, bakarız; bazımız susarız; susmak en büyük cezaymış gibi gelir; kime ceza olduğunu bilmeden…
Kimimiz serzenişinde yeni bir gelecek yazar, kimimiz geçmişini sorgular. Serzeniş; serzeniştir  öyle ya; sonuçları hep değişir. Bazen o serzeniş değiştirir insanı, bambaşka yapar; bazen ömür boyu sürer.
Bazen serzenişinde o kadar sessiz kalırsın ki sen ne kadar ruhundan, içinden, kalbinden taşarsan taş sessizliğin yaptıklarının gölgesi, senin karanlığın olur asıl ruh haline bir perde çeker bambaşka birini koyar oraya. Bazen bu kadar sessiz olmaz, yaptıklarını daha aydınlatır, görmeyen kalmaz serzenişini, ama çoğu kişi yardım dahi etmez, edemez…
Ne olursa olsun, ne yaşanırsa yaşansın serzeniş kendi içinden kendine yaptığın bir tür çağrıdır ve kimse bu çağrıya engel olamaz.