23 Mayıs 2012 Çarşamba

Bugün

Her yer daha değişik sanki bugün...
Herkes daha telaşlı, dünya daha hızlı, herkesin içinde bir öfke var belli belirsiz içini kemiren.
Sanki bugün her şey olağan dışı, monotonluktan sıkılmanın doruğundayız adeta.
Bugün daha nefret dolu insanlar, daha az sevgi var içlerinde.
Daha hızlı tüketmişler her şeyi
İçlerinde kalanlarla yetinmek bugün daha zor sanki herkese...
Sanki herkes bugün ortaya dökmüş düş kırıklıklarını, hayatında, geçmişinde ne varsa hesap sormaya çalışıyor...

Bugün daha garip bakıyor bana dünya, o hep alışık olduğumuz ''denge'' daha değişik.
Artık bu olanların suçu daha çok ''havalara'' yükleniyor sanki, daha çok bahaneler arkasına saklanıyoruz sanki bugün, kaçacağımız kişiler artmış gibi...

Herkeste bir ağırlık var atamadığı, kurtulmak istediği bir yük var sanki. Hep ''gelecek bir gün gelecek'' der gibi beklediğimiz günleri artık iple bile değil halatla çekiyoruz yaşamımız içine katmak için, sanki bugün diğerlerinden farklıymış gibi...

Bugün herkes daha değiştirmiş kendini ''Değişmeyen tek şey değişimdir.'' sözüne inat gibi herkes bırakmış kendi huylarını, yeni huylar edinmiş...

Bugün herkes farklı dertler edinmiş kendine, kendini unutmaya çalışmış, bugün daha farklı kişiler gibi düşünmek, yaşamak istemiş sanki herkes...
Hep istedikleri hayatı yaşayanlara özenerek bir şey olmayacağını anlamış, başka insanlar gibi olmaya çalışmışlar sanki, bunu başarmış gibi davranıyorlar adeta...


Herkes içinde ne varsa atmak istiyor belli ama kimse yapamıyor bunu, çünkü herkes biliyor; kim olursak olalım asla kalbimiz ve ruhumuzdan kopamayız, onlar hep bizi yansıtır...

9 Mayıs 2012 Çarşamba

Hemen

Hemen sınavlar bitse, bir yük atsam üstümden...
Özgür olsam bir süreliğine
Hemen tatil gelse, kitap, müzik, deniz üçlüsü oluştursam kendimce.
Vakit bulamadığım, sınavlar yüzünden okuyamadığım kitapların hepsine başlasam.
Yeni müzikler arasam mesela, her gün yazı yazsam durmadan.
Hemen gelse şu yaz
Ama güzel gelse,
Eğlenceyi mutlaka ve mutlaka yanına alarak yani
Hemen bitse şu sınav yorgunluğu,
Üç yıllık stresi hemen atsam üzerimden,
Dilediğim gibi, çözülecek testleri umursamadan gezsem mesela,
Kafamda ödev olmadan, son gün derdim olmadan,
Hemen geldiği gibi hemen de bitmese şu yaz,
Doyana kadar, bıkana kadar devam etse
Hayallerim gerçek olsa mesela,
Kaçırdığım konserlere gidebilsem,
Gitara yeniden başlasam, hayalini kurduğum gibi, en azından bir repertuar oluşturabilecek kadar parça bilsem.
Hep hayalini kurduğum gibi yaratıcı yazarlık dersi alsam,
Sevdiğim şeylerin hepsini yapsam.
Edebiyatla, müzikle dolsam.
En azından yarım yamalak kalmış yazılarımı tamamlasam...
Hemen gerçek olsa keşke tüm bunlar, hemen gelse keşke bunları yapabileceğim zamanlar...

2 Mayıs 2012 Çarşamba

Başlıksız Yazı.

Şu anda neden bu yazıyı yazdığımı bilmiyorum.
Tek bildiğim yazı yazmak beni rahatlatıyor, her geçen gün daha çok seviyorum kelimeleri.
Kendimi en iyi yazarak ifade ediyorum.
Kendimi geliştirdiğim en iyi yer burası.
Yazdıkça daha çok barışıyorum hatalarımla. 
Kendime söz verdiğim gibi hayallerimle daha yakınlaşıyorum böylece.
Daha çok idealim oluyor geleceğe dair.
Fikirlerimi bu şekilde daha rahat ifade ediyorum.
Yazdıkça kendimi daha iyi tanıyorum.
Çevremi de...
Kendimi buluyorum kelimelere baktıkça.
Her şey daha anlamlı geliyor.


Artık yazı yazmak hayatıma öyle bir şekilde oturmuş ki her şeyi yazarak çözüyorum.
Yazmazsam kaybedeceğim gibi geliyor.
Sürekli yazıdan güç alıyorum.
Ne olursa yazıyorum.
Mutsuzluğumu da, mutluluğumu da, şaşkınlığımı da...
Her şey daha kolay anlam buluyor sanki yazdıkça.
Ne varsa daha rahatça anlatıyorum.


Sürekli yazmak istiyorum, sürekli...
Kendi sınırlarımı zorlayarak kendimi tanımak istiyorum.
Her şeyi daha çok anlamlandırmak istiyorum...


Ama hala neden bu yazıyı yazdığımı bilmiyorum....

1 Mayıs 2012 Salı

İnsan Hayal Kurdukça Özgürdür.

Ben hissettikçe, hayal kurdukça, hayallerime daha da bağlandıkça özgürüm.
Zaten hayal kurdukça her şeyin engellerini aşarsın, hayal kurdukça daha anlamlıdır hayat, hayal kurdukça daha pembedir her şey, ya da sen hangi renk dersen...

Hayal kurmak öyle bir şeydir ki insanı yeniden doğmuşa çevirir resmen, o kadar saf ve temiz olursun.
Yapamadığın her şey orada gizlidir.
Gidemediğin her yer.
Tanışamadığın herkes.
Ulaşamadığın her ne varsa.. Her şey oradadır.
Seni bekler öylece, kucak açar sana.
Hayatının daha anlamlı, daha özgür olması için elinden gelen her şeyi sana sunar, onu sen değerlendirirsin.
Hayalinde istersen batman de olabilirsin, başka bir çizgi film karakteri de...
Hayali gezegenine de gidebilirsin, hayali arkadaşınla oyun da oynayabilirsin, hatta onunla film izleyip, izlediğin filmin içinde bile dolaşabilirsin.
Yepyeni bir dünya da yaratabilirsin kendine; istersen barış dolu, istersen sevgi...
Sen ne istersen o vardır senin hayallerinde, sana kimse engel olmaz, olamaz....
Tabularını yıkarsın dünyanın, kurallarını eğer istersen sen koyarsın, istemezsen de kurala bile gerek yoktur...
Orası sana ait olan tek yerdir. 
Sadece orada bir tek sen varsındır.
Sadece orada nereye gidersen git kimse görmez seni.

İnsan hayal kurdukça daha mutludur, bir şey başarmıştır kendi kendine.
Yeni yerler keşfetmiş, yeni yerler, bireyler 'yaratmış'tır tek başına.


İnsan bu duyguyu bir kez hissetmeye görsün, bir daha asla vazgeçmez bu duygudan.
Hep hayal kurar, hep...


Günler geçer, mevsimler geçer, yıllar geçer hangi yaşta olursa olsun hayal kurar. 
Belli bir yaşı yoktur çünkü hayal kurmanın, 7'den 70'e herkes içindir.


Hayal kurdukça, güzel hayaller peşinde bir maceracı olursun, herkese, her şeye inat...



Faz Bir:Pes

Pembe Mezarlık romanı hakkında...


Hepiniz şarkı olarak biliyorsunuz 'Pembe Mezarlık'ı ama bu sefer ki Pembe Mezarlık şarkı değil, roman. Hem de şarkıdan esinlenerek yazılmış bir roman.
Can Temiz ve İsmail Türküsev imzası taşıyan kitabın ilk cildi Faz Bir : Pes.
Gayet güzeli fantastik bir roman oraya koymuş ikili. Daha kitabın başından itibaren sizi değişik şeyler bekliyor.
Genelde çoğu kitabın ilk sayfalarında Ön Söz vardır, bilir misiniz bilmem hani şu çoğu kişinin okumadığı bölümdür bahsettiğim şu ön söz. İşte ikili o ön söz yerine tam da ön sözün olması gereken yere yani ilk sayfalardan birine, son söz yazmış, hem de ne son söz :) Kitabın ilginçliğine ilginçlik katmışlar bir anda. Kendinizi sorguluyorsunuz kitaba başlarken, aralarda sordukları o sorular o kadar sorgulayıcı ki kitaba başlamak yerine onu bile düşünebiliyorsunuz bir anda :)
Bir de Müge var kitapta, ana karakter. Müge kitapta o kadar iyi anlatılmış ki direk kendinizi onun yerine koyabiliyorsunuz. Bir röportajlarında Model grubunun solisti Fatma Turgut'tan kadınsı tavsiyeler aldıklarını söylemişlerdi. Gerçekten çok iyi tavsiyeler alıp, çok iyi yansıtmışlar bu belli.
Bir de Levent var, onunla da kitapta tanışacaksınız. Kiminiz nefret edeceksiniz ondan, kiminiz ise onu haklı bulacaksınız.Değişik bir karakter o da, onu çözmeye çalışmak da biraz zor :)


Kitabın başından itibaren sonunu tahmin etmeye çalışan biri olarak söylüyorum, bu o kadar da kolay olmuyor...
Siz kafanızda bir son düşünüyorsunuz, pat diye önünüze farklı olaylar geliyor.
Farklı durumlar, farklı hislerle karşılaşıyorsunuz.
Bu kitabın çoğu gerçekçi, bir kısmı fantastik. Pembe Mezarlık'a gelene kadar olan süreç anlatılıyor o gerçekçi kısımlarda, sonra Pembe Mezalık'a geçiliyor.O gerçekçi olan süreçte de fantastik diye tabir edebileceğimiz yerlerde ayrı bir tat var. Hemen akıp giden ama bir iz bırakan ardında...
Bence gayet güzel bir kitap olmuş Pembe Mezarlık, ikilinin kalemine sağlık :)
Kendinizi bir anda kaptırıp hemen bitirebileceğiniz, su gibi akıp giden cinsten bir anlatıma sahip olan bu kitabı okuyun derim :)
Hem yeni bir kitapta yeni bir dünyaya dalmak hem de isterseniz kısacık bir mola vermek için :)


Şimdiden hepinize iyi okumalar...