30 Haziran 2012 Cumartesi

Elif Şafak'ın ''Güneş Parçası''

Elif Şafak'la tanışmam İskender'le olmuştur aslında kitap olarak, kitabın kapağı kapandığı anda apayrı bir yakınlık hissetmiştim kendisine.... 13-14 yaşındaydım... Şimdi daha da çok arttı o yakınlık, röportajlarını okudukça, kitaplarını teker teker okudukça...
Kitabı hakkında iddialar atıldı, asla inanmadım onlara, benim bildiğim Elif Şafak asla yapmazdı bunu ! Hep arkasında durup, öyle konuşmalar geçtikçe onu kollamaya çalıştım kendi çapımda...


Yazarken metal tarzı müzik dinlediğini söylediğinde çok şaşırdım, Eyüp Can'la olan evlilik teklifi diyaloğunu okuyunca daha da şaşırdım, çok etkilenmiştim... Hep şaşırtan biriydi beni aslında Elif Şafak :) Ankara imza günü olsun diye bekledim, hala da bekliyorum açıkçası... 


Türkçe Öğretmenim sayesinde daha çok arttı sevgim, mail bile yazdık doğum gününde Elif Şafak'a, ona ulaşmam için cevap gelmese de okuduğunu umuyorum açıkçası :)
Daha sonra yine Türkçe Öğretmenim Esra Öğretmen sayesinde Elif Şafak'ın twitter hashtag'ini gördüm, #yeniyildaben hashtagiydi bu...
Seçilme umuduyla değil, içimden gelerek yazdım, şansımı denedim ve oldu ! 1 Ocak günü telefondan yazımı okuyunca yüzümü bir gülümseme kapladı, babama gösterdim hemen, gittik gazete aldık, tüm gün ona baktım durdum :) 
Hep apayrı bir enerji yayan insanlar vardır ya, onlardan biri Elif Şafak oldu benim için aslında... 
Öyle öyle derken...


Şemspare'nin çıkacağı tarihi duyduğum annemi aradım ''Ankara'dan gelirken hemen al bana getir!'' Elif Şafak'a karşı olan sevgimi ve hayranlığımı bildiği için sevinerek ''Tamam''dedi, gelirken de getirdi kitabı.
Kitapla ilk tanışmamız için heyecanlıydım, annem gelene kadar sürekli Elif Şafak'ın twitter hesabından paylaştığı kapağa bakıyordum, arka kapak yazısını okuya okuya ezberlemiştim...
Annem gelir gelmez hasret giderdik ilk önce, sonuçta tatilimize o da katıldığı için mutluyduk, sonra ''Kitaplarım nerede benim ?'' diye diye aradım, o da ''Dağıtma oraları !!!'' diye söylendi bana tipik üslubuyla :) Baktı heyecanlıyım, çıkardı verdi kitabı, direk içindekiler kısmına atladım, bir hayalkırıklığı oluştu.... Heyecanımın yerini o aldı... Çünkü gözüm o 'Yeni Yılda Ben, Yeni Yılda Biz' yazısını aradı Elif Şafak'ın, görememek bir an olsun o duyguyu hissettirdi bana, Elif Şafak'ın başlattığı hashtag ile tweet atıp onun yazısında 1-2 cümle de olsa yer almıştım, bu benim için çok önemliydi..
Sonra gözüm yazar olma hayaline sevdalı biri olarak 'Türkiye'de Yazar Olmak' yazısını aradı tekrar İçindekiler kısmında, buldum onu, hayalkırıklığı dindi hemen :) Aldım okumaya başladım, her yazı yazdığında okusam da Elif Şafak'ı daha farklı duygularla okudum, birkaç defa okudum hatta, internette yaptığım gibi...

Arka kapağa geçtim yine, bakakaldım ilk sefer olduğu gibi 'Gönülden yazılmış her roman, her hikaye, her kelime bir  şemsparedir... Güneş parçası...' kısmına, düşündüm, Elif Şafak'ın yazıları , onun Şemspare'si aslında ! Kitabı yeniden aldığımda da yine o duyguyu hissettim, o sıcaklığı, içindeki 'Güneş Parçası'nın sıcaklığını hissettim kitabı her elime aldığımda...

O şemspareyi her sayfada içime doldurarak devam ettim okumaya, her yazıda büyülendim, Kutlukhan Perker'in çizimlerine baktıkça tekrardan okudum, resimlerle bağdaştırarak... Kutlukhan Perker'i de tebrik etmek lazım... Gerçekten çok başarılı bu konuda !

Kapağa baktım yine, Şemsiyelerle doluydu, Şems doluydu kitap, Aşk geldi aklıma, onun da yeri ayrıdır ama hiç öyle hissettirmemiştir bana, hikayesi hoşuma gitmiştir, daha farklıdır diğer Elif Şafak kitaplarından...
Kapağa da baktım yine bir süre... Yine harikaydı, İskender'in yeri daha ayrıydı tabii...

Kitap bitse de onun hakkında daha farklı bir yazıyı daha sonra yazacağım, bunu içimden geldi de yazdım ama siz bence gidin ve alın Şemspare'yi, tanışmadıysanız bir de Elif Şafak üslubuyla tanışın, bence çok sevecek, hayran kalacaksınız :)

24 Haziran 2012 Pazar

Gitmek-Kalmak

Gitmek mi zor kalmak mı ?
İkisi de zor aslında, yerine göre, durumuna göre her ikisinin zorluğu da...
Birinde kalıp çekmek var acıyı, diğerinde arkada kalacakları düşünmeden bırakıp gitmek...
Her şeyi bir anda toparlamak ve o kapıdan çıkmak...
Her ikisi de ağır bir yük, yüreğe oturacak cinsten ağır, bir daha kalkmayacak kadar...

Birini bırakıp gitmek mi daha kolay, yoksa birine katlanmak mı ?
Birini bırakıp gitmek daha kolay gibi gelir aslında ama bıraktığında nereye gittiğin de çok önemlidir, birine katlanmak bazen daha kolay gibi gelir hiç istemesen de...
Mebcurendir bu da hayattaki bir çok şey gibi, isteklerin belirleyici değildir kararlarında, sıkıntı da orada başar, bunun üzüntüsü de eklenir sana... Sanki yükün hafifmiş gibi.

Birini sevmeye çalışmak mı daha iyidir, birinden nefret etmeye çalışmak mı ?
Zamanına göre ikisi de gideceksen eğer nefret etmeye çalışmak bence, en azından kolay kopabilmek için oradan, kalacaksan sevmeye çalışmak, alışmaya çalışmak... Hayatı daha da zindan etmemek kendine...
Hissetmek en azından bir şeyler, hissettiklerinle yetinmek...

Budur aslında iyi olan, olanlar... 
Her şeyi duruma göre belirlemek; hislerini, olacakları, geleceğini...
Her şeyi en iyi olacak şekile göre düzenlemek...
Hayat böyle biraz daha kolay, biraz daha...
Ama bu yüke göre o bile güzel, her zaman...

23 Haziran 2012 Cumartesi

Yolculuk Üzerine, Yine...

Yolculuk başladığı anda, yolların hepsini bir veda bulutu kaplar, her bulut kendi içinde ''elveda'' der birbirine...
Tam da yolculuğun asıl temeline yakışanı yapacak şekilde...

Arkada kalan ne varsa onlardan izleri taşır bulutlar, yollar, yolcunun gönlüne konar her bir veda sözcüğü, bir burukluk kendi içinde oluşur, yolculuğun kasvetiyle birleşir...
Bazen öyle anlar olur ki, yolculuğa çıkacakken bir ceket bile fazla gelir size, kendi içinizde yükünüz o kadar fazladır ki kendi ceketinizi bile taşıyacak yükünüz olmaz...
Bazen ''her bir veda, yeni bir başlangıçtır.'' dercesine toplarız elimizde ne varsa, duygu seli oluşturduğumuz yolda ilerleriz, yolculuğun elvedası bizim neşemizdir adeta...

Herkesle bölüşülen yolculuklar vardır, genelde hep onları yaşarız aslında, yolu birlikte aşarsınız, birlikte aynı duraktan kalkıp aynı durağa gelirsiniz ama her biriniz farklısınızdır kendi içinizde, kendi yolculuğunuzdur sizi farklı kılan, sizi farklı kılan bulutun size ''elveda'' deme şeklidir aslında...

''El sallayış'' da bir yolculuk temelidir aslında bakıldığında, bazen geride sizin yolunuzu gözleyecek olan kişi kimi zaman elinde su ile bekler ardınızdan dökmek için, kimi zaman sadece el sallamak için oradadır, bazen de yalnızlıktan hiç bilmediğiniz yerlere el sallarsınız, yalnızlığınızı kendinize bile söyleyemediğinizden....

Yolculuk bir düşünme yeridir de aslında, molaları sizin de hayata dur deme şekliniz gibidir, ne çok sık gerçekleşir bu durum, ne de kişileri sıkıntıya düşürecek şekilde...
Her şeyi düşünebilirsiniz o anda, yolculuğun temelinin dışına çıkmadan ama...

Yolculuk bu, her şey bir temele bağlı olsa da bireyden bireye değişen bir süreç...
Adı aynı, etkiler farklı...
En azından şimdilik, vedalar halen hayatımızdayken...

Yolculuk

Yolculuk....
Bir yanı hep belirgin olsa da bir yanı hep muamma olan kelimelerden aslında...
Bir yanı hep ''gitmek'', ''uzaklaşmak'' iken, diğer yanı hep silik, tozlu, buğulu...


Duruma göre buğu orada beliriyor, toz orada daha çoğalıyor bazen de duruma göre siliklik kalkıyor yerini berrak bir tanım alıyor...
Duruma göre de bir bavul yetiyor kimi yazman yolculuğa, kimi zaman üstümüze alınan bir ceket bile ağır geliyor, çünkü yükümüz baştan ağır oluyor...


Sadece sana kattığı anlamlarla kalmıyor da...
Giderken mutlaka bir bıraktığın oluyor arkada, ona da izlerini yolluyor arkadan, sen yola uzun uzun bakıp derin hayallere giderken, arkada kalanlar senin arkandan bakabiliyor sadece.


Varacağın durak neresi olursa olsun yolculuk başlı başına dertli bir şeymiş gibi görünüyor bazen, kasvet dolu, sıkıntılı... Bazen de içinin güneşinin aydınlatabildiği her şey görünüyor gözüne, onlarla çıkıyorsun yolculuğa, yolun uzunluğu asla fark etmiyor o anda sana...


Yolculuk...
Ne olursa olsun hep bir ''el sallayış'' var gittiğin yerden, bir elveda var istesen de istemesen de onun altında yatan...
Ne olursa olsun bir hüzün var vedadan gelen...


Molaları da var, sen yolculuk yaparken olmasa da kendi içinde var molaları...
Yolculuğun temeli zaten bu değil mi?
Molaları hep düşünme amaçlı aslında, otobüsteki ihtiyaç molası gibi değil...
Yolculuğun verdiği tüm hisleri düşünme molası...


Böyle düşününce gitmek de zor bir yerden, yolculuk etmek de ama bazen de mutluluktur yolculuk...


Sevdiğinin sıcacık kollarına gitmek, ona varmak, hasreti sona erdirmek...
Bazen de bir hayale uzanmaktır aslında yolculuk... 


Kimi zaman bir araç kullanmasan da alemler arası, kendi içinde çıkmak o yolculuğa...
Asla temelini asla sarsmadan...
Sadece alemleri tanımak, dalmak, kaybolmak adına uzaklaşmak, yok olmak...
Bir aleme dalmak, öbür alemi unutmak...


Yolculuk...
Her moda, her duruma uyan bir kelime...
Bir çok anlam var içinde, her türlü olaya anlam katan...
Bazen suskunluk yaratan, bazen mutluluktan havalara uçuran...


Yolculuk...
Hep labirent gibi aslında, odadan odaya gitmek bir anlamda...
En azından şimdilik, hala hislerimizi kaybetmemişken, onlar bizimleyken...

21 Haziran 2012 Perşembe

Mavi Bir Kızım Ben

Mavi bir kızım ben, elinde hep kalem tutan, hep yazan...
Hep seven dünyayı, insanları, hayatı... Hiç nefret etmemeye çabalayan...
Edebiyat'ın rengini mavi olarak gören, yazdıkça yazası gelen, okudukça okuyan...
Hisseden sürekli, başka alemlere dalan, sürekli hayal kuran...

Mavi bir kızım ben, en büyük hayali yazar olmak olan, bu hayale sımsıkı bağlanmış, bu hayale sürekli odaklı yaşayan...
Müziği yanından hiç eksik etmeyen, yazı yazarken belirli müzikler dinleyen, müzik dinledikçe daha çok üreten...
Hayal kurduğunda bir daha gerçek dünyaya dönmesi zor olanlardan, hayalperest bir mavi kızım ben...

Kaçak Düşünceler'iyle hep barışık olan, onları kaçtıkça kovalayan, ''Söz uçar, yazı kalır.'' sözüne uyarak o kaçan düşünceleri hep yazıya döken...
Bir gün idolleri gibi bir yazar olacağına hep inanan, o kitapçının rafında kendi kitabının olacağını olduğunu, kendi imza gününü hayal eden...

Mavi bir kızım ben, kelimelere tutkuyla, aşkla bağlanmış olanından, o tutkuyla hep yaşayan...
Yazısına gelen yorumları hep özenle dinleyen, yazısı her beğenildiğinde içi içine sığmayan...
Bir gün sinema salonunda senaryosunu yazdığı bir filmin gösterileceğini düşünen, kendine bir türlü asıl üniversitede okuyacağı mesleği bulamamışından...

Mavi bir kızım ben, şu anda en iyi bildiğim şey yazmak, hislerimi kelimelerle buluşturmak, kulağıma çalınan bir müzik eşliğinde...

Mavi bir kızım ben, hep ürettikçe sevinen, yazmanın kendisine kattığı değeri hep bilen, o değerle yaşayan...

Mavi bir kızım ben, yazmaktan hiç ama hiç vazgeçmeyecek olanından...

14 Haziran 2012 Perşembe

Yazar Olmak İstiyorum

Bir hayalim var benim; kelimelerle her şeyi anlatabilmek...
Bunu başaran bir yazar olmak, şu ana kadar en iyi yaptığım işi yapmak; yazmak...
Sürekli hiçbir şeyi umursamadan dolaşıp yepyeni ilhamlar aramak...
Kitaplarımın, kitapçıdaki bir rafta bulunması mesela, onu okumaları insanların, okudukça onların yorumlarını dinlemek, o yorumlarla gelişmek...
İmza gününde, orada, burada okurlarımla birlikte olmak, yazdıkça yazasımın gelmesi mesela.
Bilgisayarımı önüme almak, sürekli üretmek, ürettikçe hissetmek, ya da kağıt kalemle her türlü düşüncenin arkasını kovalamak. Bir şarkıya sürekli takılıp kalmak, onda kaybolmak, senaryo da yazmak, roman da çıkarmak, biraz aşırıya kaçmak şu yazı konusunda, kendimi biraz fazla kaptırmak, biraz kendimi fazla soyutlamak istiyorum dünyadan çünkü yazdıkça yazarım ben, biliyorum kendimi, ne olursam olayım, mesleğim ne olursa olsun, istersem okul birincisi olayım yine de yazmak, yazar olmak istiyorum ben, bunu da biliyorum, bunun için çabalıyorum.
İdollerim, örnek aldığım insanlar gibi edebiyat dünyasına önemli katkıları olan, beğenilen, kalemi güçlü, ilgisinin, okurlarının yorumlarının hakkını veren bir yazar olmak istiyorum, özgün, üretken ve sağlam bir kalem olmak, her şeyi bilebilmek istiyorum, üzerinde çalıştığım yazıları bitirmek, her yazdığımı paylaşmak, kalıcı eserler ortaya koymak istiyorum, ben en önemlisi hayallerimin hepsini gerçekleştirmeye inanmamı sağlayan tüm hislerimle beraber bu yola daha sağlam adımlarla basmak, bir yazar olmak istiyorum...


Düşlerim bir an önce gerçekleşsin istiyorum...

Yazmak

Yazmanın doğasında var yeni bir birey yaratmak, üretmek, imkansız kavramını unutmak...
Kafanda oluşan yen bireyleri, kanlı canlı birer insanmışcasına, ilk önce kendin kabullenmek, sonra kaleminle onu başkalarına anlatmak...
Yazının temeli hep sorgulamak. Her kapıyı açmaya çalışmak, yazmayı artık yaşam şekline dönüştürmek...
Eski yazılarını buldukça kendine inanamamak, her yazdığında kendini uçuyormuşcasına özgür hissetmek. Yazının kanunu yalnız kalmak, kendi içinde odalara bürünürken, bir yere kadar hep yalnız olmak, çevrendekilerden soyutlanıp yeni bir evren yaratmak kendine, yanına yalnızca yazarken kullanabileceğin şeyleri alıp bir yolculuğa çıkmak...
Bir şarkıdan iham almak bazen yazının bilinmezliği, bazen bir sözden, bazen bir kitaptan belki de bazen bir tablodan... Nereden ilhamın geleceğini bilmemek, kavrayamamak en gizemli kısmı da bu aslında işin, bazen kendi yazdığın yazının bile nereye gittiğini çözememek... İpleri tamamen yazının eline bırakmak, sen onu değil, o kendini yazıyor, sen sadece onu sayfalara geçiriyormuşsun gibi davranmak...
Hissetmediğin, tanımadığın duygular keşfetmek, onları anlatmak bazen... Bazen de gecenin bir yarısı her şeyi bırakıp bir hayale dalmak, kalemi elinden düşürememek...
Her yazan insanın diyeceği gibi aslında yazmak ''nefes almak''. Bazen sırf ilham ondan geliyor diye bir şeye takılıp kalmak aslında bazen yazmak, her türlü fedakarlığı onun için yapmak, karşılığı sorgulamadan çalışmak, çabalamak... Yeteneği bir kenara bırakıp emek vermek, sonra onu yetenekle ve hislerle birleştirmek, hep bir hayale doğru koşar adım ilerlemek, o tempoyu devam ettirmek, hatta arttırmak için her şeyi yapmak yazmak...
Bazen onunla bile bir şey anlatamamak, her türlü dünyayı onda bulmak, bir kaçış yolu haline getirmek onu, hep aranda onunla bir bağ ile gezmek, ona tutkuyla, aşkla bağlanmak yazmak...
Görülmeyeni görmek, duyulmayanı duymak, hissedilmeyeni hissetmek ve en önemlisi bunları anlatabilmek...


Yazmak işte bu yüzden hayat gibi, nefes almak gibi, o o yüzden hayatımızın en mühim parçalarından ve o o yüzden bu kadar zor ve güzel...