30 Temmuz 2012 Pazartesi

Elif Başak'la Röportaj Yaptık !

Sanırım ilk röportajımın böyle olacağını asla hayal etmezdim, aslında arkadaşıma röportaj vereceğimi de hayal etmezdim, hani röportaj vereceğimi bile ara sıra hayal ederdim... Neyse... Gelelim mevzuya...
Günlerden cumartesi, akşam saatleri Elif'le konuşuyoruz, ''Ben bugün acaba röportaj versem nasıl olur diye hayal ettim'' dedim, bir süre sonra röportaj yapmaya başladık laf arasında...
Elif'ten de iyi muhabir olur benden söylemesi :)

İşte başlıyoruz...

Elif Başak: Diyelim ki seninle ilgili de intihal iddiası çıktı ve ben sana ne düşündüğünü soruyorum ?
Ece: Bu dünyada hala kıtapların birbirine benzeyeceğini anlamayanlar var, ortaya konulan iddialara bakıyorum da sadece konu ve karakter benzerlıgınden baska bır sey degıl. Intıhal demek o kadar basıt, karalamak o kadar kolay kı kımse dusunmeden, sorgulamadan bır benzerlıkte ıntıhal dıyor, bu cok uzucu ama gercek okurum hep yanımda, onlar bana guc verıyor.

Elif Başak : Vay be :D Peki ilhamının kaynakların neler ?
Ece: Her turlu seyden ılham alabılırım. Sabıt bır sey yok ama Katarsıs hep yanımdadır :)

Elif Başak: Peki idollerin kimlerdi ?
Ece: Baslıca ıdolum Dogu Yucel, hayatımın yazarı :) Elıf Safak var bır de kendıme cok yakın hıssettıgım bırısı...

Elif Başak: Yazmaya nasıl başladın ?
Ece: Yazmaya 7 yasımda annemle babam bosandıktan sonra kıtaplara daha cok ılgı duyarak basladım, sonrası zaten bir takım olaylarla geldi..

Elif Başak: Neden mavi ?
Ece: Beni en iyi anlatan renk ve yazarlığa başlama sebebim olduğu için.

Elif Başak: Türk edebiyatını nerede görüyorsun ?
Ece : Bu çok zor bir soru haddimi aşabilirim belki ama...
Iyı bır noktadayız, bu ıse gonul veren cok kısı var ama okur olarak elestırmeye, karalamaya cok meyıllıyız. Ve halk olarak da okuma oranına bakıldıgında Avrupadan  gerı kalıyoruz, bu uzucu bır durum

Elif Başak: Düzeleceğine inanıyor musun ?
Ece: Oyle bır kesım var kı onların o dusuncelerını, dogmalarını degıstırmek cok zor, ama ımkansız degıl, sadece bunu yapabilecek önemli kişiler lazım...

Elif Başak : Tüm dünya seni barış ve terör konusunda dinlese onlara ne söylemek isterdin ?
Ece : Tum dunyanın kabul ettıgı bır lıderdır Ataturk, çok sevdiğim, bır daha dunyaya asla esı benzerı gelmeyecegıne ınandıgım ınsanlardan... Ilk once ulkemızdekı teror olayları bıtsın ıstıyorum, sonra dunyada hıc savas kalmasın ıstıyorum. Onun da dedıgı ıbı Yurtta sulh, cıhanda sulh polıtkasıcıhana yayılsın ıstıyorum. Bu bızım elımızde, ıstesek pekala yaparız, yeter ki bunu isteyelim. Çok zor gibi görünüyor ama birlik olursak hiç de öyle değil...

Elif Başak: Aşk?
Ece: Insanın hayatını alt ust edebılecek sayılı seylerden. Ne oldugunu anlamadan dank dıye gelıp senı bulan o anlamlandırılması güç duygu.

Elif Başak: Seni hiç buldu mu ?
Ece: Evet, yazmaya asıgım ya ben, edebıyata, kıtaplara, pıyanoya, sanata...

Elif Başak: Evlilik hakkında ne düşünüyorsun ?
Ece : Bosanmıs bır aılenın cocuguyum, bu yuzden gercekten uzagım o konulara, o surecı, bosanmayı cok ıyı bıldıgım ıcın dusunmıyorum hem daha 14 yasındayım, cok cok erken bunları konusmaya.

Elif Başak: Senin gibi yazı aşıklarına ne tavsiye edersin ?
Ece: Asla bu ısı bırakmasınlar, bırkac defa bırakmanın esıgınden donen bırı olarak en buyuk tavsıyem bu. Yazmaya sıkı sıkı bağlansınlar.

Elif Başak: Elif Şafak ?
Ece: Icınde hep bır gızem olduguna ınandıgım o mukemmel kadın, tanısmak ıcın can attıgım, kendıme cok yakın buldugum o ınsan... Twitterda yazımı paylasarak beni cok sasırtan o cok kıymetlı yazar.

Elif Başak: Doğu Yücel ?
Ece : Hayatımın yazarı desem yerıdır. Idolum, abim gıbı gordugum o hayalperest adam ! Iyı kı onun 2 numaralı okuruyum, ıyı kı onu tanımısım. Ayrıca surprızını cok merak edıyorum ve eklıyorum kalemıne ve kendısıne hayranım !

Elif Başak: Yazmak dışında başka nelerle ilgileniyorsun ?
Ece: Muzıkle ılgılenıyorum, gıtar calıyordum, bılegımde bır rahatsızlık olustu sonra bıraktım, sınemayla ılgılenıyorum ucundan kıyısından, gazetecılık falan

Elif Başak: Sinema derken ? Senaryo falan mı yoksa izleyici olarak mı ?
Ece: Hem senaryo olarak hem de ızleyıcı olarak... Bır fılmı ızlerken kafamda senaryosu doner durur ve ızlerken bıle o senaryoyu kafamda degıstırebılırım zaten kendım de senaryo yazmaya basladım.

Elif Başak: Peki söz yazarlığı var mı ?
Ece: Eskiden vardı, şimdi çok çok az...

Biz bu röportajı yaparken çok keyif aldık, umarım siz de okurken keyif almışsınızdır...
Elif Başak'a tekrar çok teşekkür ediyorum, o benim İstanbul'da yaşayan ''ikizim'' ve bence geleceğin gazetecisi :)

23 Temmuz 2012 Pazartesi

Bir Öykü

''Neden gidiyorsun ? Gitme, kal. Hem nereye gideceksin ? Ne var ki orada, ne var ki burada bıraktıklarından daha önemli ? Ailen burada, arkadaşların burada, ben buradayım... Her şey burada, herkes burada ! Yetmiyor mu bu sana artık ?'' dedi kız, oğlandan bir kaç adım geride duruyordu, oğlan ona bakmaya bile cesaret edemeden ''Sus !'' diye bağırdı, koşarak hareket saati gelen trene bindi, vagonlar arasında hızlıca dolaşarak buldu yerini, ağladığını belli etmemeye çalışarak ona en sallayan sevgilisine ''El sallama lütfen. '' dedi, dur işareti yaptı, kız ağlamaya devam ederek onun istediğini yerine getirdi, ona veda etmedi, onu hep bekleyecekti...
Tren gardan uzaklşatığı anda damla damla yüzüne inmeye başladı oğlanın gözyaşları... Cüzdanında, hemen ön gözde taşırdı sevgilisinin fotoğrafını, onu çıkardı, daha da çok ağladı böylece, hiç konuşmadı, hep sustu...
Ailesini düşünmeye başladı bir ara, ''Gara gelmeyin, sizden tek ricam bu.'' demişti ailesine, annesiyle, babasıyla, kardeşiyle vedalaşarak yola çıkmıştı...
Kız ise onunla tanıştıkları yere gitti, onsuz asla orayı sevemeyeceği yere; parklarına...
Bir banka oturdu, tüm fotoğrafları, mektupları, anıları boşalttı kutusundan... Onlara sarılarak ağladı o da...
Herkese gitmeden önce ''Beni lütfen bulmaya çalışmayın, zamanı gelirse eğer bir gün öğreneceksiniz neler olduğunu.'' dedi, herkesten öyle yapacağı hakkında söz aldı, onlara güvenmesi gerekliydi, o da güvendi...
Kız hıçkırıklarla yürüdü evine, gece oldu, kız hala ağlıyordu... Bir ara gözü saatine ilişti kızın, varmış olmalıydı gideceği yere...
Ailesinde de durum aynıydı, özellikle de kız kardeşi ve annesi ağlamaktan bitap düşmüşlerdi, baba daha metanetliydi, ailesini ayakta tutmak için de öyle olmak zorundaydı...
Gece gündüze döndü, oğlan büyük bir korkuyla kalktı yatağından, çantasını aldığı gibi hastaneye gitti...
Doktorunu buldu, yatış işlemleri yapıldı, tahlil sonuçları geldi, o gün ameliyat olabilirdi..
Oğlanın herkesi terk etme sebebi buydu, yıllardır hastaydı, ölüm riski çok fazlaydı, ölürse kimse üzülmesin istedi, iyileşirse kendisi gidecekti...
Herkese ayrı ayrı mektup yazmıştı, onları verdi hemşireye ''Ölürsem üzerindeki adreslere yolla.'' dedi, içinde ne yazdığını onun dışında kimse bilmiyordu...
Ameliyat saati geldi çattı, oğlan heyecanlıydı, ailesi, sevgilisi hala ağlıyordu, neden gittiğini düşünüyordu...
Ameliyata başladıklarından beri doğru gitmeyen bir şey vardı, düzelmiyordu bir türlü, hiç beklemedikleri bir anda kalp ritmini kaybetti doktorlar, geri getirmek adına her şeyi yaptılar, olmadı onu sonsuza yolladılar... Cenazesini almaya kimse gelmedi, doktorları bunu biliyordu, tüm işlemler buna göre yapıldı, mektuplardaki adresi ölürsem ulaşmak için kullanmayın diye söz almıştı ameliyattan önce, o yüzden de yalnızdı...
Hemşire oğlanın dediğini yaptı, mektupları yolladı...
Ertesi gün hem ailesi, hem sevgilisi o mektupları aldılar, açıp okumaya başladılar... İçinde ''Ben iyiyim, neden buraya geldiğimin hiçbir önemi yok, sizden tek ricam benim için ağlamamanız, sizi hep göreceğim, bunu bilin, hepinizi çok seviyorum.'' yazıyordu. O mektuba baka kaldı hepsi, o sırada cenazesi defnedildi, yalnızdı, tam istediği gibi...

Yıllar geçti... Hiçbiri unutamadı onu, izini aramadılar, öyle demişti çünkü... Ailesi, oğlanın sevgilisini kızı gibi kabullendi, o da onları ailesi olarak gördü... Birlikte gezmeye gittikleri günlerden biriydi, gittiler ama dönemediler, kaza yaptılar, hepsi birden hayatını kaybetti... Ölüm buluşturdu onları, birbirlerine anca öyle kavuştular... Sonsuza dek ayrılmadılar, onların ''mutlu'' sonu ancak böyle olabildi, ancak...

Blogum Dergisi

Ağustos önemli bir ay olacak benim için :) Doğum günüm, yeni yaş, lise dönemi gibi :) Ağustos'un ilk önemli aşaması ise ay başında çıkan Blogum Dergisi, içinde Elif Şafak-Siyah Süt yazım olacak, okumak isterseniz : blogumdergisi.blogspot.com

Ben Temmuz ve Haziran sayılarını okudum, çok sevdim, umarım siz de seversiniz :)

Bir de bu video var, tüm Ağustos sayısı yazarlarının isimlerini dergi çıkmadan blog adresleriyle buradan öğrenebilirsiniz :


Herkese iyi okumalar :)

Teoman-Uçurtmalar

Gece gece bir yazı yazmak istedim, bir şarkı hakkında; Teoman-Uçurtmalar hakkında...
Elif Şafak yazmış sözlerini, yine o duygusallığını koymuş ortaya, Teoman da şarkıyı seslendirince harika bir iş çıkmış, mükemmel bir şarkı olmuş Uçurtmalar..
Bunu anlatmak istedim, şarkı sözünde bulduğum, bulduğumuz bazı şeyleri söylemek istedim ama yapamadım.
En iyisi benim anlatamadığım her şeyi şarkı anlatsın, kendisi göstersin kendini...
Çünkü ne yazarsam içime sinmeyecek, biliyorum...



18 Temmuz 2012 Çarşamba

Mutluluk

14 yaşındayım, 1-2 senedir en büyük hayalim yazarlık... O hayalle açtım zaten blogumu da, başlangıç yapayım ucundan kıyısından diye...
2100 kişi aştı bloguma bakanların sayısı... Dergilere yazı yolladım, bazen reddedildi, bazen kabul edildi..
Ve en sonunda hayalime azıcık da olsa yaklaştım..
Yorumlar almaya başladım başkalarından, hep güzeldi, hepsi çok ama çok güzeldi...
Her yorumda apayrı bir mutluluk hissettim, gurur duydum...
Twitter'da blogumun adresini ''Hiç tanımadığım halde yaşıtım olan bu kızla gurur duydum'' diyerek paylaşan Elif Başak'la da tanıştım, hatta Elif Şafak'a öykü yazıyoruz beraber :) Onu facebookta paylaştığımda altında Gözde'nin o yorumunu da gördüm, onunla yazı üzerine sohbet ettim, Feyzanur'un görüşlerini dinledim yeri geldi, yeri geldi arkadaşlarımdan yorumlar aldım, en çok da öğretmenlerimin yorumuyla geliştim, özellikle de Türkçe öğretmenim Esra Öğretmen'in yorumlarıyla :)
Doğu Yücel'den de yorum aldım sonra :) Sordum yazılarımı nasıl bulduğunu, iyi bence dedi, ama daha özgün olmam gerektiğini de söyledi, o günden beri özgünlük konrtolünden geçer her yazım :) Ece Temelkuran'dan yorum aldım bir defa twitterdan... '' 14 yaşındasınız demek:) Kitapla ilgili yazdıklarınız için elinize sağlık o zaman. Teşekkürler en genç okuyucu!'' dedi hiç beklemediğim bir anda.. ''En genç okuyucu'' olmuştum :) İpek Ongun'la röportaj yaptım, Elif Şafak'tan mail almayı bekledim, Doğu Yücel'in 2 numaralı okuru oldum, onunla röportaj yaptım.... Bir gün geldi Elif Şafak'ın yazısında tweetim çıktı... Hepsi bu sene içinde oldu... Hepsi ayrı ayrı özeldi... Bir hayalim var benim, o hayal uğruna her şeyi yapabileceğim... Yazar olma hayali, hep dediğim gibi, çünkü yazmaya aşığım, yazmadan yaşayamayacağımı biliyorum, yazmayı deli gibi seviyorum... Çünkü biliyorum ki başka bir iş yapacak kadar becerikli ve istekli değilim :)
Şu yukarıda anlattıklarım bu hayalin sadece ama sadece başlangıcı... Devamının gelmesi dileklerimle, herkese çok teşekkür ederim :)

6 Temmuz 2012 Cuma

Yıldızlar

Yıldızları izlemeyi, onlara bakıp dilek tutmayı çocukluğumdan beri sevmişimdir. Bugün de bu sevgi üzerine annemi de aldım sahile geldim, yanımızda içecekler, şezlonga uzandık, seyrettik yıldızları...
Yine hayalperest birisi olarak hayal kurdum, hayal kurdukça dilekler tuttum...
Kulağımda yine kulaklık, kah Emre Aydın, kan Iron Maiden, bazen Sertab Erener, bazen Teoman dinledim, onlar eşlik etti bana neredeyse hep olduğu gibi...
Denizin kıyısında olunca denizin o gün yeni battıktan sonra gökyüzüyle olan ahengine de baktım uzun bir süre, öyle de kurdum hayallerimi... Gördüklerimi birer birer hafızama kaydettim, o maviliği, o sesleri, o duygularımı... 


Hep sevdim bu uyumu, hep... Beni oldukça rahatlattı yine, ne zaman bunu yapsam olduğu gibi... Sınav stresim var hala, hangi lise olacak, puan falan kafamın karışık olmasından dolayı oluşan bir stres aslında, ona da iyi geldi bu...


En çok kurduğum hayal, yazarlıktı; yazar olmayı hayal ettim hep olduğu gibi... Okurlarımla buluştuğumu, kitaplarımı imzaladığımı, röportaj verdiğimi...
Umarım olacak bir gün, umarım... İnanıyorum buna :)


Bu sene bitmeden yine gerçekleşsin bu aheng, lütfen...
Her şey güzel olsun, hayalim gerçekleşsin, stresim hemen bitsin, bugün yıldızlar sayesinde tuttuğum dilek de bu... 



4 Temmuz 2012 Çarşamba

Aşk ve Nefret Perilerim


Bir ses duyuyorum uzaktan. Belli bana seslendiği. Ama tanımıyorum sesi. Dediklerinin ilginçliği bunu bile umursamaz olmamı sağlıyor bir anda.  ‘’Ne olur uzatma şu kavgayı. Sevdiğini kabul et Emir’i ! Müge bak yalvarırım sana. Sen geleceğinden habersiz burada kendi burnunun dikine giderken ben olacakların hepsini görebiliyorum !’’
Neyi görebiliyordu ? O sesin sahibi kimdi ?
Ben bunları düşünene kadar bir dolambacın içine girdik bir anda. Her tarafta küçük kutular vardı. Üzerinde hayalleri yazıyordu insanların. Bu sefer bir önceki sesin daha kalınlaşmışı sesleniyordu bana ‘’Müge ! Bu sadece prova geleceğinde sen de orada olacaksın korkuların ve hayallerinle ! Ne olur inkar etme Emir’e olan hislerini !’’
Onlara neydi Emir’den ? Hem onlar Emir’i nereden tanıyorlardı ? Onu sevdiğimden nasıl bu kadar emin olabiliyorlardı ? Hepsi şu anda muammaydı.
Bunları gerçek zannederken çığlık atarak alarmımın sesiyle uyanıyorum. Saat 08.35 olmuş ! Hangi ara alarmım çaldı da duymadım ? Kesin o gördüğüm rüya yüzünden… Hem o rüya da neydi öyle ? Emir falan. Bana ne mesaj yolluyordu bilinç altım ? Neyse. Şimdi bunları düşünecek değilim. Zaten işe geç kaldım.
Hemen ışık hızıyla hazırlanıyorum. Üstüme palas pandıras bir şeyler giyip çıkıyorum. Dün de giydiğim siyah kumaş pantolonum, beyaz gömleğim ve kırmızı ağırlıklı aksesuarlarımla çok da kötü görünmüyorum sanırım. Şansıma da yollar açık. İşe azıcık bir gecikmeyle yetişiyorum. Tüm gün boyu düşünüyorum sabah çığlık çığlığa uyanmamı sağlayan o rüyayı. Sanırım ben aşığım da anlamıyorum. Ama sanıyorum. Hiçbir fikrim yok. Sonradan fark etsem de fark ediyorum işte. Onu her düşündüğümde kalbim deli gibi atıyor. Kendim olmaktan çıkıyorum. Emir’i seviyorum işte demek istiyorum onu da diyemiyorum. Daha sonra ‘’Yok canım ya ne sevmesi saçmalama Müge !’’ demek istiyorum o da olmuyor. Emir benim eski iş arkadaşım. Hala da görüşüyoruz onunla. Eskiden ondan hoşlanırdım tamam kabul ediyorum ama işin bu raddeye geleceğini, bilinç altıma kadar ineceğini hiç de düşünmeden. Böyle 10 günüm geçiyor. Her gün başka bir rüya görüyorum. Çığlık çığlığa uyandırıyor beni teker teker her biri. 10 günün sonunda kararımı veriyorum ve Emir’i arıyorum sesimin nasıl çıkacağını hiç hesaba katmadan daha yeni bir rüya şokuyla uyanmışken.
‘’Alo Emir ! Ben Müge. ‘’
‘’Aaa alo Müge. Nasılsın ? Sesin çok iyi gelmiyor ? Ne oldu, bir sorun mu var ?’’
Beni bu kadar merak etmesi hoşuma gidiyor sanırım. Tam bunu anlamaya çalışırken cevap vermeyi unuttuğumu, ne kadar daldığımı Emir lafa girerek hatırlatıyor;
‘’Müge orada mısın ? Ya bir şey mi oldu sana hayırdır ?’’
‘’Emir seninle konuşmam lazım.’’
‘’Tamam konuşalım. Bugün uygun mudur ?’’
‘’Kesinlikle ! Tamam nerede ? Saat kaçta ?’’
‘’Bizim kafeye gelsene. Bir saat sonra orada buluşup kahvaltı yapalım.’’
‘’Tamam Emir. Orada olacağım. Çok teşekkürler.’’
‘’Önemli değil Müge. Görüşürüz’’
‘’Görüşürüz’’ diyerek kapatıyoruz telefonları. Tam 1 saat sonra kafede oluyorum. Emir’i de hemen buluyorum. Bir merhabalaşma faslından sonra siparişlerimizi veriyoruz. Sonra soruyor o da zaten o kilit soruyu;
‘’Müge sana ne oldu ?’’
‘’Hiç. Hiçbir şey.’’
‘’Emin misin ?’’
‘’Değilim.’’ gerçekten de emin değilim zaten.
‘’Müge ne oluyor söylesene !’’
‘’Her gece rüyamda sen ve senin hakkında şeyler görüyorum. Seninle görüşmeyeli kaç hafta oldu seni unutamadım. Bilinç altımdan seni atamıyorum. Her saniye seni düşünüyorum. Olan bu !’’
‘’Ne !? Müge ne diyorsun sen ?’’
‘’Olan bu Emir. Sanırım sana aşığım.’’
‘’Ne diyeceğimi bilemiyorum.’’
‘’Haklısın Emir. Sonuçta biri sana pat diye aşık olduğunu söyledi. Seni anlıyorum.’’
‘’Bak Müge seni üzmek istemem ama…’’ dediği anda ağlamaya başlıyorum. Durduramıyorum kendimi. En sonunda son gücümle ‘’Devam et Emir.’’ Diyorum. O da devam ediyor.
‘’Bak Müge. Ben Deniz’le nişanlıyım           .’’
Arkama bakmadan oradan uzaklaşıyorum. Emir’in bağırmasına kulak asmadan. İnsanların bana bakışlarını görmeden. Emir’in beni sürekli aramasını yok sayarak. Eve geldiğimde daha bir rahatlamış hissediyorum kendimi. Sanırım o rüyalardan kurtuldum diye düşünüyorum öyle de oluyor. Bir süre geçiyor. Aşağı yukarı bir hafta kadar. O daha iyi olan Müge’den eser kalmıyor. Sürekli ağlıyorum. Susuyorum. İşe kaçta gittiğimi nasıl gittiğimi hiç umursamıyorum. Bir anda değişiyorum. Bambaşka bir Müge oluyorum. Bu sırada Emir de beni aramaya devam ediyor. En sonunda dayanamadan açıyorum telefonu;
‘’Ne var !? Beni rahat bıraksana sen !’’
‘’Müge bir haftadır gözüme uyku girmiyor’’ diyor ses. Ağlamış belli. Neden ağlıyor bilmiyorum. Vicdan azabı desem ? O da değil. Eminim.
‘’Amacın ne ?’’ diyorum. Bunu cidden merak ediyorum.
‘’Müge konuşalım mı ?’’
‘’Neden ?’’
‘’O zaman senin diyeceklerin vardı. Şimdi benim’’ diyor biraz ukala biraz mahcup biraz da utangaç geliyor bu sefer sesi.
‘’İyi tamam.’’
‘’Nerede buluşalım ?’’
‘’Bize gel evi biliyorsun.’’ diyorum doğru mu yanlış mı hiç ama hiç hesaba katmadan.Ama umurumda değil. Dışarı çıkacak halim yok.
‘’Tamam geliyorum’’ dedikten sonra telefonu kapatıyoruz o da yaklaşık 10-15 dakika sonra zili çalıyor.
‘’Müge !’’ diye bağırarak boynuma atlıyor bir anda. Neler oluyor anlayamıyorum.
‘’Ben o gün Deniz’le nişanlıyım’’ dedim. Onu seviyorum demedim.’’ diyor.
‘’Ne !?’’ diyorum ve ekliyorum; ‘’Deniz’le nişanlısın ve bana mı aşıksın ?’’ diyorum. Başını evet dercesine sallıyor. Parmağını gösteriyor bana. Yüzüğü yok. ‘’Yani ?’’ diyorum. ‘’Bundan bir anlam çıkarmamı mı bekliyorsun’’ gibi bir şey bu ‘’Yani’’. ‘’Yanisi şu sevgilim diyor; Deniz’le nişanı attık !’’
‘’Benim yüzümden mi ?’’ diyorum
‘’Hayır. Deniz istedi’’ diyor.
‘’Pişman mısın ?’’ diyorum. Ona da ‘’Hayır.’’ Diyor sonra anlatıyor olanları birer birer. Baştan beri anlıyormuş Deniz zaten aralarında bir sevgi bağı olmadığını. Başka birisi mi var demiş o gün bizimki de evet demiş. O da tamam demiş ayrılmışlar. Deniz hala mutluymuş da. Bu haber hoşuma gidiyor. Birlikte çok güzel bir gün geçiyoruz. Her günümüz gibi. Artık her gün birlikte vakit geçiriyoruz. Mutlu oluyoruz birlikte. Eğleniyoruz. Herkes fark ediyor bendeki değişimi bir anda. Kendime daha çok bakmaya daha bir saf saf ‘’Geldi bahar ayları, gevşedi gönül yayları.’’ Havasında dolaşıyorum etrafta. Böyle böyle tam 2 yıl geçiyor. Evlenme teklifi ediyor bana Emir. Kabul ediyorum. Kız isteme töreniydi, nişandı, düğün alışverişiydi, gelinliği, damatlığı derken o gün geliyor çatıyor. O rüyamdaki sesi tekrar duyuyorum. Daha doğrusu sesleri Etrafıma bakıyorum. Onu göremiyorum. ‘’Sınavı geçtiniz Müge !’’ diyor ses tekrar. Ama ikisi birden. ‘’Ha !?’’ diyorum şaşkınlıktan yine ikisi birden anlatıyor; ‘’Aşk bir sınavdır Müge. Zorlu bir sınav. İki ayrımı vardır. Ya söylersin hislerini senin gibi. Ya da susarsın. Sen sınavdaki o ayrımı geçtin Müge ! Söyledin ona onu sevdiğini.’’ Şaşkınlıktan kalakalıyorum. Üstümdeki gelinlik, gelin odasındaki tuvalet masasının önündeki o sandalyeye bir anda kendimi bırakıyorum. ‘’Nasıl yani ? Söylemeseydim…’’ dediğim anda yine ikisi birden konuşmaya başlayarak sözümü kesiyorlar. ‘’Müge eğer ki söylemeseydin senin için iyi olmazdı. Tam bundan 2 sene önce de dediğim gibi korkularınla ve hayallerinle orada olacaktın! ‘’ diyor. Yine anlamıyorum. ‘’Orası neresi ?’’ diyorum. Kızıyor bana biraz. ‘’Bilmen gerekmez !’’ ‘’Tamam diyorum usulca peki siz kimsiniz ?’’ ‘’Biz aşıkların aşk perileriyiz. Onları sınarız hep böyle sınavı geçemezlerse ise onların aşk perilerinden nefret perilerine dönüşürüz, onların içine girerek onları kemirir, hayatlarını mahvederiz’’ diyor o sesler. Ve ekliyorlar ‘’Biz artık sizin aşk perileriniziz hep mutlu olun. ‘’ diye ekliyorlar. ‘’Teşekkürler.’’ Diyorum hala şoktayken. Tam o sırada Emir geliyor ‘’Hazır mısın ?’’ demek için. ‘’Evet’’ diyorum ve aşağıya iniyoruz. Annelerimizin mutluluk gözyaşları ve herkesin neşesi içinde aşk perilerimizle birlikte mutlu olacağımız bir hikayeye adımımızı yeniden atıyoruz…