12 Ekim 2012 Cuma

Müzik.

Müzik dinle, her şeye rağmen !
Çünkü müzik; öyle bir güç ki seni dış dünyadan ayırabilecek tek şey, çünkü müzik öylesine bir masal ki seni en uzak diyarlara bir tek o taşıyabilir...

Seni bazen bir tek o anlar, bazen müziğin içinde kaybolmak, şarkıdaki bir nota olmak istersin. Müzik öyle bir şeydir ki, seni sen yapar.
Sana güç verir, ilhamın olur, hayalin olur, sırdaşın, yoldaşın olur; müzik... Senin kimi zaman yanında olan tek şeydir.

Senin hislerini bazen notalar ifade eder sana, kimse sana yardımcı olamazken bir şarkı; o bir şarkı seni sana anlatır. Ortak düşünceler gizlidir şarkılarda, müzik o yüzden evrenseldir ya işte... O ortak düşünceler rahatlatır seni, o şarkıyı yüzlerce kez başa sarıp bıkana kadar işte o yüzden dinlersin. Şarkıya bağımlı olursun adeta...

Şarkıyı söyleyenin sesidir bazen seni o şarkıya bağlayan, bazen şarkının sözleri; bazense, müzik aletinden dökülen o notaların sana yaşattıkları...
Ama hiçbiri önemli değildir şarkıya bağlandıktan sonra, çünkü sen neden o şarkı diye asla sorgulamazsın, sorgulayamazsın, sorgularsan işin büyüsü bozulur, şarkının eski tadı kalmaz artık senin için...

Bazen şarkılarda hayallerini görürsün, bazen acını, bazense karmaşanı... Sana hitap eden ritimle birleşen sözlerle hayatın devam eder aslında, basit ama aynı zamanda karmaşık, kolay ama aynı zamanda o ritmi bulmak biraz da zor...

O yüzden diyorum ya ''Müzik dinle, her şeye rağmen !'' çünkü müzik seni sen yapan şey, kimse yoksa müzik var, müzik yoksa sen bile yoksun ya zaten...

9 Ekim 2012 Salı

PuCCa Günlük-Her Şeye Rağmen Tabularımı Yıktı !

Herkesin elinde bir ''dizüstü edebiyat'' kitabı görüyordum, ve şunu açıkça söylemeliyim ki bu cidden sinir bozucuydu. Yazar olmak isteyen biri olarak ''dizüstü edebiyat''ı sevmiyordum o dönemler ve bunu okuyan herkese söylemekten de çekinmiyordum. Ta ki bir gün bu kitapları merak edip de alana kadar...
Annem iş çıkışı kitapçıya gideceğini söyledi ve bana da bir şey isteyip istemediğimi sordu, ben de merakıma yenik düşüp PuCCa Günlük-Küçük Aptalın Büyük Dünyası'nı alır mısın ? dedim, Tamam dedi ve alıp eve geldi.. O gece kitaba başladım ve gerçekten etkilendim, PuCCa'nın o kıvrak zekası, başından geçen olaylar, o anlatım tarzı falan beni etkilemişti, hani kitabın kapağının altında denilen doğruydu ''Okurken bitmesini asla istemeyeceksiniz !''
Kitap 2 günde bitti, resmen boşluğa düştüm, ben bunca zaman neden okumadım ki bunu, o kadar ağır kitapların arasında bak ne güzel mola oldu bana diye diye 2. kitabı almak üzere kitapçının yolunu tuttum, ilk kitabın ikinciden tek farkı, ilk kitabı okurken rahattım, bitse de devamı vardı sonuçta, ikincinin devamı yoktu, o yüzden ikinci kitap çabucak bitmesin diye uğraştım bile diyebilirim, ama ne kadar uğraşırsam uğraşayım kitap o kadar akıcıydı ki, kitabın enerjisine kapılıpyine gece uyumadm, gündüz tenefüse çıkmadam, otobüste müzik dinlemeden, yani yemedem içmeden (abartmış olabilirim :p) kitabı okudum ! :)
Kitapta en çok etkilendiğim kısımlardan biri de bölümlerin başlıkları oldu ! Bazılarına o kadar çok güldüm ki, ''Ben bunları düşünsem aklıma gelmezdi, bak PuCCa'nın aklına ne güzel gelmiş !'' bile dedim, kitabı okurken en çok maruz kaldığım soru tabii ki de ''Ece, ne oldu da fikrin değişti ?'' oldu, ilk kitabın başlarında ''Her kitap bir şansı hak eder.'' dediysem de sonralarda ''Haklıymışsınız, kitap cidden harika !'' demeye başladım !
Evet, herkes haklıydı çünkü PuCCa gerçekten de içimizden biriydi ve yaşadıklarını öyle samimi, öyle içten anlatıyordu ki bazen onun derdine çözüm bulmaya çalışıyor, bazense onun gibi bazı karakterlere sövmeye başlıyordum. PuCCa'nın dertlerine ortak oluyordum yani ! :)
İlk kitabın arka kapağında yer alan Rahşan Gülşan'ın kitap hakkında söyledikleri gibi ''PuCCa hepimizin içinde olanı ''Bunu ben yazmalıydım'' ya da ''Hah, evet ya ben bunu naısl düşünemedim'' dedirten bir hatun kişi... O gerçek bir devrimci. Bizim neslimizin çok sevdiği ''Başkası olma Allah belanı versin, bir kere de kendin ol'' akımının en iyi temsilcilerinden biri... Bu kitap tavsiyeler tavsiyesi... (İnsan, eli kalem tutan biri olarak inceden kıskanmıyor da değil bu kıvrak kalemi :)''

Aşka ve başka bir takım şeylere karşı bakış açımı değiştirebilen, tabularımı yıkan, ağır kitapların arasına bir mola olabilecek kitaplardan olan PuCCa Günlük serisi herkese şiddetle tavsiye edilir !

3 Ekim 2012 Çarşamba

Hamit Çağlar Özdağ'a bir kez daha teşekkürlerimle...

Yazarlardan imza aldıkça blogumda olanı biteni paylaşmaya çalışıyorum (Ankara'da takip ettiğim çoğu yazarın imza günü yapmaması benim suçum değil ama !) şimdi sırada son aldığım imza var, Hamit Çağlar Özdağ'ın imzası... Benim için en değerli imzalardan... :) Bu imza yalnız elimde yok şu an, yani şöyle anlatayım; arkadaşım Hamit Çağlar Özdağ'ın da orada olacağı bir panele gitti, Doğu Yücel'i görmeye, ben de hemen iletmesi için mektup tarzı bir şey yazdım, ve kendisinden imza istedim... Zaten arada kendisine attığım tweetlerle tanışma ve imza isteğimi sıka belirtiyordum :) Hatta kendisinden de çok güzel geri dönüşler alıyordum.. Sağ olsun Çağlar Abi de bu isteğimi geri çevirmemiş ve bana bir kağıda imza atmış ! :) Kendisine gerçekten çok teşekkür ediyorum ve twitterdan da sürekli yinelediğim Kan Muskaları'na bir imza ve tanışma isteğimi tekrardan iletiyorum :)

Hamit Çağlar Özdağ kimdir ?

1983′ün baharında doğdu Hamit Çağlar Özdağ, her çocuk gibi o da ağabeyini bol bol kızdırdı, anne babasını sıkça telaşlandırdı. Ankara simidiyle büyüdü, başkenti Bahçelievler’le, TED’le, AAAL’yle, ODTÜ’yle, ve SSK işhanıyla sevdi. Her mühendislik öğrencisi gibi o da calculus’ten nefret etti. Triatlona gönül verdi ama Çayyolu asfaltı vücudunda birkaç iz bırakınca vazgeçti bu sevdadan. Üniversitelerdeki topluluklara verdiği emeği derslerine verseydi notları daha iyi olurdu ama kendisi gibi olmazdı şimdi. Genellikle harçlıkları haybeye harcandı, bugün sorsanız; yine aynısını yapardı.

İstanbul’daki seneleri başladığında bir yandan iş, diğer yandan da boğaza nazır bir yüksek lisansla uğraşmaya karar verdi. Vapurun, tramvayın sefasını sürmek keyifliydi, Moda huzur, İstiklal’se coşku oldu damarlarında. Gizem hayatına girince renklendi ufku, aşk güzel şeydi.
Bugün hala İstanbul’da sürüyor hayatı, günlerin deviniminden kalan minik zaman katrelerinin kıymetini bilerek yaşıyor...

(kaynak: Hamit Çağlar Özdağ'ın internet sitesi www.kanmuskalari.com)

P.S: Kendisine ilettiğim mektupta ona kitabı hakkında video çekip çekemeyeceğimi sordum ve olumlu yanıt aldım, derslerim düzene girdiği an videoyu çekmeyi planlıyorum :))

İşte imzam !:) :