30 Aralık 2013 Pazartesi

2013'ün ardından...

Yarın hep beraber yeni bir yıla merhaba gireceğiz, bu yüzden acısıyla, tatlısıyla geçirdiğim bu 365 gün hakkında bir yazı yazıp okuduklarımı sizinle paylaşmak istedim. Hepinize mutluluk, şans, sevgi, başarı dolu yıllar :)

2013 bazı yönlerden geçirdiğim en iyi yıl olsa da bazı yönleriyle hayli sinirimi bozmayı başardı diyebilirim.
Öncelikle 2013'te iki ayrı söyleşi düzenleyip, üç yazarı okulumda ağırladım. Röportajlar yaptım, AST'ta bir dönem tiyatro eğitimi aldım, imza günlerine, TÜYAP'a, yazarlarla buluşmaya gittim, gezdim, okudum, yeni insanlarla tanıştım, mesleğimi iyice belirledim (seneye yine fikir değiştirmemiş olmak dileğimle), kitap ağacı diye çok güzel bir ailenin üyesi oldum, yeni müzikler, filmler keşfettim...

Ve sene başında koyduğum 55 kitap hedefimi tam 26 kitap ile geçerek 81 kitabı bu yıla sığdırdım, bakalım bu yıl neler okumuşum?

1-Hande Altaylı-Kahperengi
2-Emrah Serbes-Hikayem Paramparça
3-İpek Ongun-Yoksa Hayat Gençken Daha mı Zor?
4-Doğu Yücel-Düşler, Kabuslar ve Gelecek Masalları
5-Müge Sandıkçıoğlu-Diş ile Düş Arasında
6-Ece Temelkuran-Düğümlere Üfleyen Kadınlar
7-Amin Maalouf-Doğu'dan Uzakta
8-Vuslat Baran-Son
9-Franz Kafka-Dönüşüm
10-Uygar Şirin-Karışık Kaset
11-Duygu Özlem Yücel-Dengesiz Bir Aşkın Anatomisi
12-Ayşe Kulin-Bora'nın Kitabı
13-Hande Özcan-Corpus
14-Ece Temelkuran-İçeriden
15-Hamit Çağlar Özdağ-İncir Ağacını Kuş Diker (İsyan Öyküleri)
16-Gary Small-Bir Psikiyatristin Gizli Defteri
17-Bertolt Brecht-Üç Kuruşluk Opera
18-Hande Altaylı-Aşka Şeytan Karışır
19-Can Dündar-Birand, Bir Ömür Ardına Bakmadan
20-Ozzy Osbourne-Ben Ozzy
21-Ilgın Olut-Neva
22-Ayşe Kulin-Dönüş
23-Algan Sezgintüredi-Katilin Şahidi
24-Alper Canıgüz-Alper Kamu Cehennem Çiçeği
25-Alper Canıgüz-Tatlı Rüyalar
26-Mitch Winehouse-Kızım Amy
27-Alper Canıgüz-Oğullar ve Rencide Ruhlar
28-Ekin  Atalar-Hayatımın Aşkı
29-Ilgın Olut-Günaydın Funda
30-Zülfü Livaneli-Edebiyat Mutluluktur
31-Ercan Kesal-Peri Gazozu
32-Barış Çağrı Genç-İçindeyim
33-M. İhsan Tatari-Geçmişin Gölgesi Geleceğin Laneti
34-Murathan Mungan-Aşkın Cep Defteri
35-George Orwell-Bin Dokuz Yüz Seksen Dört
36-Ahmed Arif&Leyla Erbil-Leylim Leylim
37-Gülşah Elikbank-Uykusuzlar
38-Önder Şenyapılı-ODTÜ'lülerin ODTÜ'sü
39-Michel Pastoureau-Mavi, Bir Rengin Tarihi
40-J.D Salinger-Çavdar Tarlasında Çocuklar
41-Can Bonomo-Delirmek Belirmektir
42-İzzet Yasar-Camdan Mezbahalar
43-Murathan Mungan-Yaz Geçer
44-Efe Duyan-Tek Şiirlik Aşklar
45-Turgut Uyar-Göğe Bakma Durağı
46-Hakan Günday-Kinyas ve Kayra
47-Aldous Huxley-Cesur Yeni Dünya
48-Murathan Mungan-Yedi Kapılı Kırık Oda
49-Sevil Atasoy-Yeraltındaki Melekler, Yerüstündeki Şeytanlar
50-Franz Kafka-Milena'ya Mektuplar
51-David Whitehouse-Yatak
52-Barış Bıçakçı-Bir Süre Yere Paralel Gittikten Sonra
53-Aslı E. Perker-Sufle
54-Zülfü Livaneli-Kardeşimin Hikayesi
55-William Shakespeare-Hırçın Kız
56-Tuna Kiremitçi-Selanik'te Sonbahar
57-Gemma Elwin Harris-Küçük İnsanlardan Büyük Sorular Hayli Mühim İnsanlardan Basit Cevaplar
58-Haruki Murakami-Sahilde Kafka
59-Kürşat Başar-Aşkı Bulmanın ve Korumanın Yolları
60-J.R.R Tolkien-Hobbit (Kış Okuma Şenliği sayesinde ikinci kez okumak için sabırsızlanıyorum!)
61-Cüneyt Ülsever-Ayna Paramparça
62-Barış Bıçakçı-Herkes Herkesle Dostmuş Gibi...
63-Emrah Serbes-Her Temas Bir İz Bırakır 
64-Burç Doğu-Geç Kalmışlar Mangası
65-Ilgın Olut-Küf Kedisi
66-Murathan Mungan-Metinler Kitabı
67-Yaprak Öz-Berlinli Apartmanı
68-George Orwell-Neden Yazıyorum
69-William Shakespeare-Antonius ve Kleopatra
70-William Shakespeare-Othello
71-Tolstoy-Kreutzer Sonat
72-Ali Deniz Uslu-Girdap Balıkçısı
73-Erdal Demirkıran-Yerim Seni ÖSS
74-Ahmet Ümit-Beyoğlu'nun En Güzel Abisi
75-Oruç Aruoba-İle
76-Chuck Palahniuk-Dövüş Kulübü
77-J.K Rowling-Harry Potter ve Felsefe Taşı (Kış Okuma Şenliği sayesinde yıllar sonra yeniden :) )
78-Fortunately, The Milk-Neil Gaiman
79-Ayşe Kulin-Gizli Anların Yolcusu
80-Murat Menteş-Ruhi Mücerret
81-Sarah Jio-Mart Menekşeleri

Seneye daha çok kitap okumak, daha çok söyleşi düzenlemek, daha çok yazar tanımak dileğimle... Yeniden iyi, güzel, mutlu yıllar!

17 Aralık 2013 Salı

Pinuccia'nın Kitaplığı-Kış Okuma Şenliği 2013

Pinuccia ile Kitap Ağacı Ankara Buluşmasında tanıştım, tam yanımda oturduğundan bolca sohbet etme fırsatı yakaladım. Uzun zamandır Kış Okuma Şenliği'ne katılmak istiyordum ama listeyi yapmayı sürekli erteliyordum, o gün baktım ki bu işi ertelemem oldukça gereksiz bir durummuş. Hazır okula gitmemişken listemi yaptım ve sizinle paylaşıyorum :)

(Nedir bu okuma şenliği diyenlere: http://pinucciasbooks.blogspot.com )

1. Kategori: Altın Kitaplar Yayınevi'nden çıkan bir kitap okuyanlara (10 Puan)

Benim seçimim: Stephen King-Medyum

2. Kategori: Kütüphaneden ödünç alınmış veya sahaftan alınmış bir kitap okuyanlara. (10 Puan)

Benim seçimim: Oruç Aruoba-İle

3. Kategori: İçinde hayvan adı olan bir kitap okuyanlara. (10 Puan)

Benim Seçimim: Buket Uzuner-İki Yeşil Susamuru

4. Kategori: 600 sayfadan uzun kitap okuyanlara (15 Puan)

Benim Seçimim: Bertolt Brecht-Günlükler 1

5. Kategori: Nobel Edebiyat Ödülü kazanmış bir yazarın kitabını okuyanlara (15 Puan)

Benim Seçimim: Kara Kitap-Orhan Pamuk

6. Kategori: Türk Edebiyatında klasik kabul edilen bir roman okuyanlara (15 Puan)

Benim Seçimim: Sabahattin Ali-Kuyucaklı Yusuf

7. Kategori: Hiç okumadığı bir ülke edebiyatından kitap okuyanlara (15 Puan)

Benim Seçimim: Mo Yan-Kızıl Darı Tarlaları (Çin)

8. Kategori: Sinemaya uyarlanmış bir kitap okuyup filmini izleyenlere (20 Puan)

Benim Seçimim: Tolkien-Hobbit

9. Kategori: Adında kış mevsimine ilişkin sözcük olan veya konusunda kış teması olan kitap okuyanlara (20 Puan)

Benim Seçimim: Agatha Christie-Noel Kekinin Gizemi

10. Kategori: Yasaklanmış bir kitap okuyanlara (25 Puan)

Benim Seçimim: J.K Rowling-Harry Potter ve Felsefe Taşı

11. Kategori: Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk hakkında bir kitap okuyanlara (25 Puan)

Benim Seçimim: Can Dündar-Mustafa

12. Kategori: Yayınlanmış en az 5 kitabı bulunan bir yazarın ilk kitabını veya romanını okuyanlara (25 Puan)

Benim Seçimim: Chuck Palahniuk-Dövüş Kulübü

13. Kategori: Bir biyografi veya otobiyografi okuyanlara (25 Puan)

Benim Seçimim: Anne Frank'ın Hatıra Defteri

14. Kategori: Okuma yazmayı öğrendiği yıl ilk kez yayınlanmış bir kitap okuyanlara (30 Puan)

Not: 1998 doğumluyum ama okumayı 2002, yazmayı 2003 yılında öğrendiğim için 2003 yılından bir kitap seçtim, sonra hesaba göre 2005 olması gerekiyor denmesin :)

Benim Seçimim: Mehmet Murat Somer-Jigolo Cinayeti

15. Kategori: Bir üçleme veya aynı seriden üç kitap okuyanlara (40 Puan)

Benim Seçimim: Stephen King-Kara Kule



İTEF, TÜYAP, Söyleşi ve Kitap Ağacı

Yazacak çok şey birikti. Yıl bitiyor, 2013 hedeflerinden gerçekleştiremediklerimi yapma çabasındayım şu sıralar. Neyse ki bir çoğunu yaptım, azıcık bir şey kaldı.
Bloga yazmadığım süre zarfında ise çok şey oldu. 8 günlük bir İstanbul turuna çıktım, İTEF'e, TÜYAP'a, Ayazma maçına gittim. Elif'le İstiklal turu yaptık, Bengü'yle bol bol gezdik, Yosun Ablayla söyleşiye gittik...
Kısaca bunları anlattıktan sonra, başka şeylere geçeceğim... :)


Baştan söylemek istiyorum, üniversitede İstanbul'da olursam (tek hedefim bu) İTEF gönüllüsü olacağım. Gerçekten inanılmaz bir organizasyon, emeği geçen herkesin eline sağlık! İTEF'te sadece iki tane söyleşiye gitme fırsatı yakaladım. İlk,Yosun Ablayla beraber Murathan Mungan, Sevin Okyay, Barış Müstecaplıoğlu ve Yiğit Değer Bengi'nin konuşmacı olduğu FABİSAD söyleşisiydi. Murathan Mungan'la olan kısacık sohbet bana inanılmaz keyif verirken, Sevin Okyay'ın asaleti, Barış Müstecaplıoğlu'nun onlarca kitap imzalatmamıza rağmen olan sabrı ve Yiğit Değer Bengi'nin sempatikliği beni oldukça etkiledi diyebilirim. İkinci söyleşi ise, Doğu Yücel, Can Evrenol, Kutlukhan Kutlu ve Hasan Çolakoğlu'nun konuşmacı olduğu FABİSAD: Oyun ve Sinema söyleşisiydi. Söyleşiden bol bol şey öğrendim ama ne yazık ki yine 1998 doğumlu olmanın dezavantajlarından biriyle karşılaştım. Oyun konusunda verilen örneklerin çoğu benim yeni doğduğum, kreşe gittiğim dönemleri kapsadığından bir ara sadece ''Böyle bir şey mi varmış ya?'' demekle yetindim.

Bir de Ayazma maçına giderek Doğu'yu bir de futbol oynarken izledim, Harun Tekin'le tanıştım:)






Gülşah Elikbank'la tanışma fırsatı elde ettim, o benim için çok sevindirici bir olay oldu. Muhtar Özkaya Kütüphanesi'ndeki söyleşisi öncesinde Bengü'yle beraber yanına gidip sohbet ettik, kitap imzalattık. Onunla birlikte söyleşide konuşmacı olan İrem Uşar'a da kitabını imzalatma fırsatı yakaladım. Hala almayan varsa, Gülşah Elikbank'tan Uykusuzlar'ı, özellikle de küçük yaşta tanıdıkları olanlar İrem Uşar'ın kitaplarıyla, yine Gülşah Elikbank'ın Medusa'nın Pusulası'nı alsın derim, hepsi gerçekten harikalar. Umarım ikisiyle de Ankara'da yeniden görüşebilirim :)

.


Sıra geldi TÜYAP'a...

Bilenler bilir, üç yıldır TÜYAP'a gitmek için uğraşıyorum, bu sene başardım. Akraba düğünlerinin en iyi yanı bu oluyor sanırım, özellikle İstanbul'da olunca bol bol gezme şansı elde ediyorum. Düğün bahanesiyle yaılan seyahati uzattıkça uzatıp, düğünden tam bir hafta sonraki TÜYAP'a katılabiliyorum. Geniş aileleri sevme nedenlerimden biri de işte bu :)
TÜYAP'a ''Birkaç kitap alıp dönerim ya.'' diyerek gittim, Ankara'ya bir çanta dolusu kitapla döndüm. Twitter'dan Kitap Delisi Gizem'le (@gizemirgankara) tanıştım, onun da yazarları arasında olduğu Tuhaf Alışkanlıklar Kitabı'nı aldığımda ona hemen yazısını imzalattım, beraber Murat Menteş imza gününde sıra bekledik. Kendisiyle tanıştığım için çok mutluyum :) Gelelim Murat Menteş imza gününe... Uzun bir kuyrukta beklemek zorunda kalsak da, Murat Menteş'in sempatisi, gözlerinden okunan zekası ve kitaplarımıza çizdiği değişik şekiller/harf oyunlarını görünce hepsine değdiğini anladım. Hala aranızda okumayan varsa, hemen kitabını edinsin derim. TÜYAP'a gitmişken Yitik Ülke Yayınları'nın standına da uğradım tabii ki de, bol bol kitap aldım, güzel sohbetler ettim, çoğu yazara da kitabımı imzalattım. Sırayla hepsini okumaya çalışıyorum şu sıralar :)

Okulu bir haftalığına ektiğim bu gezi için diyebileceğim tek bir cümle var; gene olsa, gene okulu ekerim.







Şimdi ise okuldan anlatacaklarım var...

Lisede okul değiştirmek istemesem de, taşındığım için buna mecbur kaldım diyebilirim. Şanslıymışım ki edebiyat anlamında çok iyi bir okula denk geldim. Hali hazırda Mayıs'ta bir söyleşi planımız, üç röportaj hazırlığımız ve harika bir Yaratıcı Yazarlık Atölyemiz var, aynı zamanda da bize her zaman destek veren birbirinden değerli, fantastik edebiyat seven, önyargısız edebiyat öğretmenlerine sahibiz. Planlarımızı anlattığıma göre 12 Aralık Perşembe günü gerçekleştirdiğimiz Fatih Danacı ile Edebiyat ve Sinema temalı söyleşimize geçebilirim :)

''Aralık'ta da Ankara'dan yazar gelsin.'' diye bir cümle atıldı ortaya atölye çalışmasındayken, görevi üstlendiğim gibi kimi getirebiliriz diye düşünmeye başladım. En sonunda birkaç mailleşme sonucu Fatih Danacı ismine ulaştım. Bir de araştırdım ki ne göreyim, hem edebiyat hem de sinema alanında oldukça uzman biriyle karşı karşıyaymışız. Hemen kendisiyle irtibat kurdum ve o da bizi kırmayarak okulumuza geldi, kendisine tekrardan çok teşekkür ediyorum :) İlk başta atölye olarak kullandığımız zümre odasında, öğretmenlerimiz ve atölyedeki öğrenciler olarak bir röportaj/sohbet gerçekleştirdik, sonrasındaysa okuldaki diğer öğrencilerle konferans salonunda bir söyleşiye katılarak tam 4 saat edebiyat ve sinema alanında konuşmuş olduk. O kadar çok şey öğrendim ki :) Daha nice söyleşilere diyelim o zaman...



En son konum ise Kitap Ağacı...

Onlar aslında uzun zamandır buluşuyorlardı, benim onların arasına ilk katılmam cumartesi günü gerçekleşti. Ne diyebilirim ki, bu aileye katıldığım için çok mutluyum. Kitap sevdasıyla toplanmak her şeyden farklı oluyormuş, bunu anladım. Kendimi hiç yabancı gibi hissetmedim aralarında, hatta bir sonraki buluşmaya annemi de götürmek niyetindeyim. Çünkü Kitap Ağacı, kitap aşkı altında buluşan bir aile, hiç kimse birbiriyle ilk kez görüşüyormuş gibi değil. Fal bakanlar, sohbet edenler, kitap imzalatanlar, küçük kitap fidanlarıyla gerçekten kocaman bir aile. Daha fazla bilgi sahibi olmak ve aramıza katılmak için haydi siz de bu linke tıklayın derim: http://www.kitapagaciyiz.com/ :)






(Fotoğraflar kaynak: twitter.com/kitapagaci_ )


Daha nice güzel olayla, röportajla, söyleşiyle ve etkinlikle görüşmek dileğimle, asla kitapsız kalmayın çünkü Kitap Ağacı'nın sloganında dediği gibi ''Okudukça büyür insan...''

Ece

p.s: Blogum 30.000'i aşmış, herkese çok çok teşekkürler!

11 Ekim 2013 Cuma

Murathan Mungan-Yaz Geçer

''yaz geçer yine gelir
 yaz geçer iyi gelir sözcükler''


Murathan Mungan'ın sözcüklerle olan dansı bana her zaman iyi gelmiştir. Şairin Romanı bunlardan biridir mesela. Aşkın Cep Defteri'nde aşk adına yazdıkları da aynı şekilde... Şimdi ise Yaz Geçer var ellerimde. Yıllardır okullarda öğretilen şiir kurallarına uymuyor bu şiirler. Mungan sözcüklerle dans ederken, onlar kuralları çiğniyor. Özgür bir şekilde anlatıyorlar duyguları, hak ettiği şekilde...

Ben kitap hakkında daha fazla bir şey demeyeyim, gerisini kitapta altını çizdiğim dizeler anlatsın...


''Gittin. Şimdi bir mevsim değil, koca bir hayat girdi aramıza. Biliyorum ne sen dönebilirsin artık, ne de ben kapıyı açabilirim sana.''-Yalnız Bir Opera

''Şimdi biz neyiz biliyor musun?
 Akıp giden zamana göz kırpan yorgun yıldızlar gibiyiz.
 Birbirine uzanamayan
 Boşlukta iki yalnız yıldız gibi.
 Acı çekiyor ve kendimize gömülüyoruz
 Bir zaman sonra batık bir aşktan geriye kalan iki enkaz olacağız yalnızca
 Kendi denizlerimizde sessiz sedasız boğulacağız''-Yalnız Bir Opera

''Aşk yalnız bir operadır, biliyordum; Operada bir gece uyudum, hiç uyanmadım.''-Yalnız Bir Opera

''Sonra anladım: Bir aşk bir çok aşktan yapılıyor
    ve ayrılınmıyor hiçbir seferinde.''-Terastaki Havlu

''kar ne kadar yağabilir bir denizin derinliklerine
 o kadar üşür deniz gibi ölüm bile''-Alabalık ile Siyambalığı

''cinayetin mabedinde
 yan yana uyur ölüm ve aşk''-Alabalık ile Siyambalığı

''çünkü aşıktık, kararlıydık, haklıydık
 bir denize kaç dalga sığarsa''-Kadırga

''gözlerimizdeki hüzne ''dinginlik'' adını verir
 ''seni iyi gördüm'', diyenler
 biz de iyi hissederiz kendimizi
 elimizden başka ne gelir ki''-Yaz Bitti

''bir zamanlar okumuş olduğunuz kitapları özlersiniz
 sıcak odaları, beyaz, temiz yastıkları
 ahşap panjurları
 yaz bitti
 bitmeyen şeyler kaldı geride''-Yaz Bitti



28 Haziran 2013 Cuma

Mavi

Mavi bir renk olmaktan çıktığında işler değişir. Maviye baktığında içinde bir şeyler kıpırdanıyorsa, bir renk değil de kendini görüyorsan baktığın şeyde sen değişmişsindir.
Mavi, deniz ve gökyüzü birleştiği anda eşsizleşir. Aynı sen gibi... Sonsuzluk, belirsizlik ve hayallerin birleşimi vardır mavide. Denizdeki her bir damlada senin hayallerin vardır. Mavi gökyüzünden rengini yansıtmasa deniz nasıl o rengi alsın? O yüzden, gökyüzü sonsuzluktur. Hayallerine sonsuzluğu katar ve sen maviye baktıkça sonsuza dek o hayalleri gerçekleştireceğine inanırsın. Bulutlar, inanç ve umut doludur. Garip şekillere bürünürler senin için... Gökyüzüne ne zaman baksan senin içindeki hisler gibidirler, senin aynan gibidirler... Anlaşılmaz ve bir anlık. Ertesi gün bir bak gökyüzüne aynı bulutu görebilir misin? Yalnızca benzerini... Bu yüzden bulutlar senin aynandır. O aynaya milyarlarca insan bakar, çoğu sana benzer ama hiçbiri sen olamaz.. Senin gibi anlaşılmaz, hislerin gibi bir anlık olamaz. Bu yüzden mavi herkesin gibi görünse de bir bireydir, senin dostundur. Sen mavisindir, eğer ona inanırsan.. Onda kendini gördüğün sürece o herkesin olmaktan çıkar ve sadece senin olur. Nereye gidersen git, seninle gelecek, seni dinleyecek tek birey odur... Sevdiklerin sonsuza dek seninle olmaz belki ama, mavi sonsuzluğun ta kendisidir...
Yapmak istediğin sadece gökyüzünü seyretmek olduğunda, sen her şeyin üstesinden gelebilecek kadar güçlüsündür. Gücünü maviden alırsın, mavi denize rengini verdiği gibi sana gücünü verir. O güç, bazen güven olur, bazen bir gülümseme... Mavi hayatının tam ortasındadır aslında. Sadece bunu görmen zaman alır. Gördüğün an, başka birine dönüştüğünü sadece sen anlarsın. Çünkü mavi bir yandan da senin içinde sakladığın o küçük çocuk olarak sürdürür yaşamını... O masum çocuk, sende masumiyetin rengi olan beyazı asla kabul etmez. Masumiyet yerine özgürlüğü seçer. Mavi, o sayede yaşamaya devam eder... Senin en can alıcı noktanda, senin tam merkezinde, hayallerinde, umutlarında, geçmişinde, anında. 
Ve... Hiçbir renk maviye benzemez. Belki bu yazıyı okuyan çoğu kişi ne dediğimi bilmez, çünkü hiçbir renk bu etkiyi yaratmaz insanda. Bunlar için, maviye yaklaşacak kadar cesur, duygusal ve hayalperest olman gerekir. Yani aslında, ''yaşıyor'' olman gerekir. Şansın olması gerekir.

O zaman... Mavi dolu günler maviciler!
Mavi hep sizinle olsun, daima, sonsuza dek hep yanınızda olsun...

Ece

3 Şubat 2013 Pazar

İstanbul!


Her güzel şeyin bir sonu var derler ya benim için de İstanbul'dan Ankara'ya dönüş aynen öyle. Hayallerimin şehrinden vazgeçemediğim o kente dönüş... Hem bi yanım burada kalmak istiyor, hem de diğer yanım ailemin yanına gitmek istiyor... Yıllardır süren, sürmeye devam edecek olan bir döngü bu.




(Var0lmayanlar'a Doğu Yücel'den ikinci imza.)



Gelelim İstanbul yazıma. Şu anda otobüsteyim, canım deli gibi yazmak istiyor, kulağımda TNK "Zehirli sarmaşık bu kaçık sana aşık aklım çok karmaşıııık!" derken ben de yazmaha başlıyorum.
İstanbul benim karne hediyem. Annem sağ olsun ne diyeyim:) Geldiğimden beri İstanbul'da gitmediğim neresi varsa gittik gezdik. Emirgan, İstinye, Şişli, Kanyon... Gayet güzeldi. Asıl güzel olan kısım ise Bengü'yle buluşmak, onunla Çağlar abi'yle Bostancı'da, Doğu'yla Trump Towers Mecidiyeköy'de buluşmak oldu! İkisi de harikaydı! Her ikisiyle de tam iki saat sohbet ettik, annem onlarla tanıştı, ben belki de ilk kez edebiyat anlamında bu kadar dolu dolu sohbet ettim, söyleşi planından bahsettik beraber.


                                                         
                                                       (Sadi Tirak-Doğu Yücel-Bengü)

Bu arada onu da söyleyeyim, Doğu Yücel, Hamit Çağlar Özdağ, Yiğit Değer Bengi (sadece kesin olan isimleri yazdım) okuluma Mart ayında Fantastik Edebiyat ve Doğu'nun Blue Jean dergisinde çalışmasından dolayı ikinci bir konu olarak seçilen "Müzik" hakkında söyleşiye geliyorlar. Şimdiden çok heyecanlıyım! Neyse bu ara bilgiden sonra dönelim konumuza. Çağlar Abi'yle Çarşamba günü görüştük. İlk buluşmamızdı. Ben doğal olarak heyecandan ölmek üzereydim:) Kan Muskaları'na da imzayı kaptım bu arada. Bir de Çağlar Abi bana ödev vermişti. İstanbul'da nice taslak oluşturmaya devam ettim, biri içime sindi, ona da başladım. Sohbet faslı çok keyifliydi, yeri geldi annemle birbirlerini "çocuklara izin verme" tarzı konularda haklı buldular, yeri geldi anılar anlatıldı (O bahsettiğin videoları bulacağım Çağlar Abi!) bazen de konu bir anda derslere geldi...  Perşembe günü Trump Towers'da Doğu'yla buluştuk. Heyecandan bayılacağım diye çok korktum ama korkulan olmadı:)) Stres olmuş bir şekilde D&R'a girmeye çalışırken az daha Doğu'ya çarpıyordum, o "Ece naber?" demese farkında değildim. Onunla da tam iki saat zaman geçirdik. Bir saat Bengü ve ben sohbet ettik, sonlara doğru annem geldi. Diğer bir saat Doğu'nun başka okurlarıyla ve şahane müzik yazarı Sadi Tirak'la tanıştık. Doğu'yla tam 277 gün sonra gerçekleşen bu buluşma da harikaydı! Kitaplarıma da imza aldım, mutluyum:) Bu arada Doğu'ya, Bengü'ye ve Çağlar Abi'ye de tekrar teşekkürler. Benim için İstanbul'un tek kötü tarafı Elif'i görememek oldu. Onu çok özlemiştim ama ne ben gidebildim, ne o gelebildi... Artık bir dahakine :)




                                                          (Hamit Çağlar Özdağ)      

Hep diyorum ya İstanbul'u bu yüzden seviyorum, daha özgürüm burada... Çabucak üniversite zamanı gelse de Galatasaray Üniversitesi'ni kazanıp İstanbul'da yaşamaya başlasam...




(Sadi Tirak-Doğu Yücel)


(Blue Jean-Şubat 2013 Sayısı. İmza: Sadi Tirak)


(Doğu Yücel)


(Doğu Yücel)


(Doğu Yücel)



(Hamit Çağlar Özdağ-Bengü)

Bir kez daha söylüyorum, hepiniz iyi ki varsınız. Siz olmasaydınız bu gezi bu kadar güzel olmazdı...

Ocak Ayında Okuduklarım

1- Hande Altaylı-Kahperengi
2-Emrah Serbes-Hikâyem Paramparça
3-İpek Ongun-Yoksa Hayat Gençken Daha mı Zor?
4-Günaydın Funda-Ilgın Olut
5-Oğullar ve Rencide Ruhlar-Alper Canıgüz

24 Ocak 2013 Perşembe

''Karanlıkta nüfus sayımı şöyle yapılır: Yaşayanlar bir sigara yakar.''-Emrah Serbes/Hikayem Paramparça

Erken Kaybedenler, Her Temas Bir İz Bırakır gibi kült kitapların yazarı Emrah Serbes'ten sokağa, edebiyata, sanata, hayata yeni bir bakış açısı Hikayem Paramparça.
Kitap, iki bölümden oluşuyor. İlk bölümün çoğu yazarın ''Afili Filintalar'' adlı edebiyat blogunda ''Afili Parçalar'' adı altında yazdıklarından bir seçki, ilk bölümün geri kalanı ise yazarın Birikim Dergisi Haziran 2009 sayısında yayımlanan yazıları. İkinci bölüm ise kitap için yazılan bir öykü: Galip İşhanı.

Kitabın ilk bölümü 'Afili Parçalar' tam 68 yazıdan oluşuyor. Başta da dediğim gibi sokağa, edebiyata, sanata, hayata yeni bir bakış açısı kazandıran, daha farklı bir gözle olaylara bakmanızı sağlayan tam 68 kısa, öz ve etkileyici yazı. İkinci bölüm yani Galip İşhanı ise, etkileyici bir hikaye. Yazılardan sonra değişen bakış açınızla daha da seveceğiniz, güzel bir hikaye...

Alınması, okunması gereken, tek solukta bitenbir macera Hikayem Paramparça. Kült kitapların yazarı Emrah Serbes'ten yeni bir kült daha, şimdilik...

Altını çizdiğim cümleler:

''Karanlıkta nüfus sayımı şöyle yapılır: Yaşayanlar bir sigara yakar.''-Sayfa 14

''elinden bir şey gelmemenin acısıni iniş takımları olmayan melekler bilir. bir arabanın farlarına kilitlenip kalmış sincaplar bilir. suyun dibine ağır ağır çöken taşlar bilir. matkapla göğsünün ortasına açılmış bir pencere düşün. perdeyi aralayıp kendi yarandan bakıyorsun dünyaya. eskisi gibi acımıyor ve de asıl bu acıtıyor.

sen gittin ve herkes ölmeye başladı''-Sayfa 20

''İyi yazar veli yarısıdır. Bir hadise olmadıktan sonra okula gelmesine gerek yoktur.''-Sayfa 26

''ellerini tuttuysam uçuruma düşmemek içindi. güneşte ıslık çalan çocuklar içindi. aslında tek kişi sayılmaz mı karanlıkta iki kişi. kaybolan olursa elma diye bağırırsın.''-Sayfa 29

''Bir kabusu kabus yapan şey ondaki aktarılmayan noktalardır. Başkasına anlattığın şey kabus değildir artık.''-Sayfa 34

''Kar taneleri birbirine benzemez. Sözcükler de benzemez. Ama bir cümle başka bir cümleyi hatırlatır her zaman. Koşan atlar, düşen atları hatırlatır. Yağmur yağar, durur, tekrar başlar. Yanlış yolda yürümek doğru yolda beklemekten iyidir oğlum. Spermden mezara kadar... Karanlıkta herkesle çarpışabilir insan. Yalan mı söylüyorum yine, olsun. Sen biliyorsun nasılsa. Bir sürü doğru söyledik ama hiç burnumuz kısalmadı.''-Sayfa 36

''Evrenin temel yasası: Bağlı olan her şey bir gün çözülür, atom altı parçacıklar bile.''-Sayfa 48

''ne öğrendik bu aşktan: insan bir gün herkesi unutabilir. o zaman hayaletlere inan, çünkü onlar hep dokunabilir.''-Sayfa 55
 ''Senin varlığın bana yapılmış enteresan bir şaka sanki. Aslında ben hala bu şakaya nasıl karşılık vermem gerektiğini bilmiyorum.''-Sayfa 58
 ''İçinde bencillik olmayan hiçbir mutluluk da yoktur. Kimse kimseyi mutlu edemez. Mutluluk sadece gasp edilebilir bir şey. Hayatın boyunca mutlu olduğun anları toplasan, on beş yirmi dakikadan sonrası haksız kazanç gibi gelir.''-Sayfa 63
''Çünkü bu dünyada sefaletin dibi yoktur, her zaman daha kötü durumda olan birileri bulunur.''-Sayfa 67
''İnsan tepesi attığı zaman canına kıyma ihtimali olduğunu bilmeli, bunu bilince yaşamaya devam etmek kolaylaşır.''-Sayfa 75
''Çünkü hepimiz, acısını unutmak için ya da unuttuğu için, kendimizi bir şeylere adamışız.''-Sayfa 83
''Mutlu olmak için bir sürü faktörün bir araya gelmesi gerekir. Mutsuzluk için bir neden yeter.''-Sayfa 132
''Fırsatı varken ağlamalı insan. Ele güne sergilenmeyecek duyguları olduğunu düşünmemeli. Sadece gözüne sabun kaçmış çocuklara bırakmamalı bu işi. Derdini anlatabilecek kadar ağlayabilmeli en azından. Ve önündeki yol yürüyebileceğinden uzun olsa da yürümeli o yolu, yürüyebildiği yere kadar. Sonunda perişan olacağını bilse de, zihni karmakarışık ve kalabalıkken kendisi yapayalnız kalacağını bilse de yürümeli.''-Sayfa 143  
  

17 Ocak 2013 Perşembe

''Bazen başladığın yere dönebilmek için dünyayı dolaşman gerekiyordu.''-Hande Altaylı/Kahperengi

Çok zaman oldu okuduğum kitap hakkında yazmayalı, şimdi sırada dizi olacağını duyduğum, çok mutlu olduğum ve beni çok etkileyen bir kitap olan Kahperengi!

Uzun zamandır istediğim gibi gitmiyordu kitap okuma hızım. İşte Kahperengi'yle tam o dönem tanıştım. Hande Altaylı sayesinde okuma hızım yerine geldi, hatta kitaba kendimi o kadar kaptırdım ki ne ara 216 sayfa okudum ben de anlamadım...
Tam aradığım romandı Kahperengi, Narin'in bana olan benzerliği, geçmiş ve geleceğin harmanı, tesadüfler ve aşk. Fırat ve Narin. Yaslıhan ve İstanbul. Ve beklenmeyen bir son.
Kısaca bu Kahperengi. Peki ya detaya inersek?

İstanbul'da başlıyor roman, yıl 2006. Narin'in hikayesine o zaman  giriş yapıyoruz hep beraber. Belki de daha ilk sayfadan Narin oluyoruz, Hande Altaylı'nın sade ama akıcı dili sayesinde... Sonra kah Yaslıhan'a uğruyoruz hep beraber, yıl 80'lerin sonu. Orada tanışıyoruz eski Narin'le. Daha Deniz'le tanışmamış, avukat olmasına yıllar olan Narin'le, kısacası Narin'in çocukluk/gençlik dönemiyle. Tabii tanıştığımız sadece eski Narin olmuyor. Onun ailesi ve Yaslıhan'la da tanışmış oluyoruz. Neresi bu Yaslıhan derseniz? Tamamen Hande Altaylı'nın hayal ürünü Yaslıhan. Küçük bir Ege kasabası diyebiliriz oraya kısaca. Nüfusu 25.000-30.000 arası değişen, görmeye alıştığımız, bildiğimiz, içimizden bir yer... Narin'in ailesine geri dönecek olursak, başta Kara Hatice ile tanışıyoruz, sonra Moskof Recep, Şadiye, Mehmet, Ümmühan, Erdoğan, Narin'in dayıları, Şişko Necati... Hepsi bizden bir parça oluyor kitabı okurken. Yeri geliyor Narin'e çok üzülüyorsunuz, Moskof Recep'e çok kızıyor, Şişko Necati'ye teşekkür ediyor, kimi yerde ise Mehmet'i yaptıklarından dolayı affedemeyecek kıvama geliyor,Narin'in yaşadıklarına, her birinin kurtuluş hayallerine ortak oluyorsunuz. İstanbul kısmına geliyoruz yeniden, bu sefer kah Narin'in İstanbul Üniversitesi-Hukuk Fakültesi'nde geçen günlerinde bir yolculuk yapıyorsunuz, yani Narin'le Deniz'in tanışma hikayesine şahit oluyorsunuz. Bir kazadan bir dostluğa nasıl gelinir onu görüyorsunuz. Bazen de Narin'in Yaslıhan'dan kaçarak büyük zorluklarla geldiği İstanbul'daki yaşam mücadelesini görüyor, Narin'i hissediyorsunuz. O dönemde bir kaç sefer de Irmak'la karşılaşıyor, Deniz'in arkadaşlarıyla bir gece geçiriyorsunuz. Arada atladığım tek bir isim var. Fırat. Asıl olay o ve Narin arasında geçiyor zaten. Yaslıhan döneminde başlayan aşk, Fırat'ın Narin'le Fırat'ın annesine yakalanması, ODTÜ'de okuduğu için Fırat'ı göremeyen Narin'in özlemi, Fırat'ın ismini duyan Narin'in heyecanı, Fırat'ın kokusuyla yaşayan, onu haftalarca lacivert montlu Yaslıhan Stadı'nda gördüğü ve maç boyunca bakıştığı çocuk olarak hatırlayan Narin'in sevinci, hüznü, utancı oluyorsunuz. Sonra İstanbul'a geliyor Narin, Fırat Ankara'da kalıyor, en azından biz öyle biliyoruz. Bir şekilde, tekrar karşısına çıkıyor Fırat Narin'in, başkasının olarak... Kitapta tam tersi oluyor aslında ama onu da siz okuyun, siz görün. İstanbul'da Fırat karşısına çıkınca Yaslıhan'da unuttuğu günlere geri dönüyor Narin. Yıllardır ailesiyle görüşmemişken bir anda ailesi, geçmişiyle geçiyor günü-gecesi. Fırat'la o zaman ne yaşadıysa o anlara dönüyor bir anda. Siz de ona ortak oluyorsunuz her sayfada....
Sonra bir son geliyor. Mutlu ve beklenmeyen bir son. 322 sayfa boyunca ne düşünüyorsanız hepsini unutuyorsunuz, Hande Altaylı sizi şaşırtmayı başarıyor. Sadece onu değil, kitabı elinizden bırakamayacak kadar kitaba bağlanmanızı da sağlıyor. 'Kahperengi' neymiş onu size öğretiyor. Tek kelimelik bir macerada sizi sürüklüyor Hande Altaylı kısaca, Geray Gencer de 'Kahperengi' yorumuyla tasarladığı kapakla bir merak uyandırıyor.
Bence Kahperengi'yi alın, okuyun. Ben çok sevdim, bakalım siz sevecek misiniz?

Yeni bir yazıya kadar, herkese kitap dolu günler!

P.S: Kahperengi dizi olacak diye duydum, ilgilenenlere duyurulur :)

Kahperengi'de altını çizdiğim bazı sözler;

''Sen onu hatırladın, çünkü sen ona aşıktın!''-Sayfa 50
''...çünkü paranın mutlulukla bir ilgisi yoktu, mutsuzlukla vardı.''-Sayfa 209
''Geçmişle hesaplaşmanın bir yolu yoktu; çünkü geçmiş geçiyordu. Kalan sendin.''-Sayfa 209
''Denizi gördü mü rakıyı açmalı insan! Denizin yanına rakı, rakının yanına peynir... Öyle derler!''-Sayfa 216
''Hayat, doğrularla yanlışlar arasında bir sarkaç gibi sallanıp dururken, insanlar da onunla birlikte bir o yana, bir diğer yana savrulur.''-Sayfa 233
''Bazen başladığın yere dönebilmek için dünyayı dolaşman gerekiyordu.''-Sayfa 322

Bazen de paragrafların altını çizdim;

''Yalnızlık tek başına kalmak değil, tek başına kalmaktan kaçmaya çalışmaktır. Bunun için ne kadar uğraşırsan durumun o kadar acıklı hale gelir. Geceyi uzatmak, son bir sigara yakmak, bir kadeh daha içmek, ayak sürümek, bin dereden su getirmek... Bütün bunlar, kapının arkasına gizlenmiş seni bekleyen tekilliğinle karşılaşmanu geciktirmekten ve çaresizliğini artırmaktan başka bir işe yaramaz. Durumu sükunetle kabullendiğin ve onunla savaşmaktan vazgeçtiğinde ise aniden daha az yalnız biri haline gelirsin. Bu konuda bilinmesi gerekenler fazla değildir. Yalnızlıkta ''çat kapı'' yoktur ve yalnız biri kimsenin hayatnın doğal uzantısı olmadığından, biriyle buluşmak için daima randevulaşmak zorundadır.''-Sayfa 153

''...galiba aşk birini unutamamak değil, onu her gördüğünde yeniden hatırlamak. Kaç yıl geçerse geçsin, her karşına çıktığında aynı şekilde hissetmek.''
''Arada unutsan bile mi?''
''Arada unutsan bile.''-Sayfa 233