24 Ocak 2013 Perşembe

''Karanlıkta nüfus sayımı şöyle yapılır: Yaşayanlar bir sigara yakar.''-Emrah Serbes/Hikayem Paramparça

Erken Kaybedenler, Her Temas Bir İz Bırakır gibi kült kitapların yazarı Emrah Serbes'ten sokağa, edebiyata, sanata, hayata yeni bir bakış açısı Hikayem Paramparça.
Kitap, iki bölümden oluşuyor. İlk bölümün çoğu yazarın ''Afili Filintalar'' adlı edebiyat blogunda ''Afili Parçalar'' adı altında yazdıklarından bir seçki, ilk bölümün geri kalanı ise yazarın Birikim Dergisi Haziran 2009 sayısında yayımlanan yazıları. İkinci bölüm ise kitap için yazılan bir öykü: Galip İşhanı.

Kitabın ilk bölümü 'Afili Parçalar' tam 68 yazıdan oluşuyor. Başta da dediğim gibi sokağa, edebiyata, sanata, hayata yeni bir bakış açısı kazandıran, daha farklı bir gözle olaylara bakmanızı sağlayan tam 68 kısa, öz ve etkileyici yazı. İkinci bölüm yani Galip İşhanı ise, etkileyici bir hikaye. Yazılardan sonra değişen bakış açınızla daha da seveceğiniz, güzel bir hikaye...

Alınması, okunması gereken, tek solukta bitenbir macera Hikayem Paramparça. Kült kitapların yazarı Emrah Serbes'ten yeni bir kült daha, şimdilik...

Altını çizdiğim cümleler:

''Karanlıkta nüfus sayımı şöyle yapılır: Yaşayanlar bir sigara yakar.''-Sayfa 14

''elinden bir şey gelmemenin acısıni iniş takımları olmayan melekler bilir. bir arabanın farlarına kilitlenip kalmış sincaplar bilir. suyun dibine ağır ağır çöken taşlar bilir. matkapla göğsünün ortasına açılmış bir pencere düşün. perdeyi aralayıp kendi yarandan bakıyorsun dünyaya. eskisi gibi acımıyor ve de asıl bu acıtıyor.

sen gittin ve herkes ölmeye başladı''-Sayfa 20

''İyi yazar veli yarısıdır. Bir hadise olmadıktan sonra okula gelmesine gerek yoktur.''-Sayfa 26

''ellerini tuttuysam uçuruma düşmemek içindi. güneşte ıslık çalan çocuklar içindi. aslında tek kişi sayılmaz mı karanlıkta iki kişi. kaybolan olursa elma diye bağırırsın.''-Sayfa 29

''Bir kabusu kabus yapan şey ondaki aktarılmayan noktalardır. Başkasına anlattığın şey kabus değildir artık.''-Sayfa 34

''Kar taneleri birbirine benzemez. Sözcükler de benzemez. Ama bir cümle başka bir cümleyi hatırlatır her zaman. Koşan atlar, düşen atları hatırlatır. Yağmur yağar, durur, tekrar başlar. Yanlış yolda yürümek doğru yolda beklemekten iyidir oğlum. Spermden mezara kadar... Karanlıkta herkesle çarpışabilir insan. Yalan mı söylüyorum yine, olsun. Sen biliyorsun nasılsa. Bir sürü doğru söyledik ama hiç burnumuz kısalmadı.''-Sayfa 36

''Evrenin temel yasası: Bağlı olan her şey bir gün çözülür, atom altı parçacıklar bile.''-Sayfa 48

''ne öğrendik bu aşktan: insan bir gün herkesi unutabilir. o zaman hayaletlere inan, çünkü onlar hep dokunabilir.''-Sayfa 55
 ''Senin varlığın bana yapılmış enteresan bir şaka sanki. Aslında ben hala bu şakaya nasıl karşılık vermem gerektiğini bilmiyorum.''-Sayfa 58
 ''İçinde bencillik olmayan hiçbir mutluluk da yoktur. Kimse kimseyi mutlu edemez. Mutluluk sadece gasp edilebilir bir şey. Hayatın boyunca mutlu olduğun anları toplasan, on beş yirmi dakikadan sonrası haksız kazanç gibi gelir.''-Sayfa 63
''Çünkü bu dünyada sefaletin dibi yoktur, her zaman daha kötü durumda olan birileri bulunur.''-Sayfa 67
''İnsan tepesi attığı zaman canına kıyma ihtimali olduğunu bilmeli, bunu bilince yaşamaya devam etmek kolaylaşır.''-Sayfa 75
''Çünkü hepimiz, acısını unutmak için ya da unuttuğu için, kendimizi bir şeylere adamışız.''-Sayfa 83
''Mutlu olmak için bir sürü faktörün bir araya gelmesi gerekir. Mutsuzluk için bir neden yeter.''-Sayfa 132
''Fırsatı varken ağlamalı insan. Ele güne sergilenmeyecek duyguları olduğunu düşünmemeli. Sadece gözüne sabun kaçmış çocuklara bırakmamalı bu işi. Derdini anlatabilecek kadar ağlayabilmeli en azından. Ve önündeki yol yürüyebileceğinden uzun olsa da yürümeli o yolu, yürüyebildiği yere kadar. Sonunda perişan olacağını bilse de, zihni karmakarışık ve kalabalıkken kendisi yapayalnız kalacağını bilse de yürümeli.''-Sayfa 143  
  

17 Ocak 2013 Perşembe

''Bazen başladığın yere dönebilmek için dünyayı dolaşman gerekiyordu.''-Hande Altaylı/Kahperengi

Çok zaman oldu okuduğum kitap hakkında yazmayalı, şimdi sırada dizi olacağını duyduğum, çok mutlu olduğum ve beni çok etkileyen bir kitap olan Kahperengi!

Uzun zamandır istediğim gibi gitmiyordu kitap okuma hızım. İşte Kahperengi'yle tam o dönem tanıştım. Hande Altaylı sayesinde okuma hızım yerine geldi, hatta kitaba kendimi o kadar kaptırdım ki ne ara 216 sayfa okudum ben de anlamadım...
Tam aradığım romandı Kahperengi, Narin'in bana olan benzerliği, geçmiş ve geleceğin harmanı, tesadüfler ve aşk. Fırat ve Narin. Yaslıhan ve İstanbul. Ve beklenmeyen bir son.
Kısaca bu Kahperengi. Peki ya detaya inersek?

İstanbul'da başlıyor roman, yıl 2006. Narin'in hikayesine o zaman  giriş yapıyoruz hep beraber. Belki de daha ilk sayfadan Narin oluyoruz, Hande Altaylı'nın sade ama akıcı dili sayesinde... Sonra kah Yaslıhan'a uğruyoruz hep beraber, yıl 80'lerin sonu. Orada tanışıyoruz eski Narin'le. Daha Deniz'le tanışmamış, avukat olmasına yıllar olan Narin'le, kısacası Narin'in çocukluk/gençlik dönemiyle. Tabii tanıştığımız sadece eski Narin olmuyor. Onun ailesi ve Yaslıhan'la da tanışmış oluyoruz. Neresi bu Yaslıhan derseniz? Tamamen Hande Altaylı'nın hayal ürünü Yaslıhan. Küçük bir Ege kasabası diyebiliriz oraya kısaca. Nüfusu 25.000-30.000 arası değişen, görmeye alıştığımız, bildiğimiz, içimizden bir yer... Narin'in ailesine geri dönecek olursak, başta Kara Hatice ile tanışıyoruz, sonra Moskof Recep, Şadiye, Mehmet, Ümmühan, Erdoğan, Narin'in dayıları, Şişko Necati... Hepsi bizden bir parça oluyor kitabı okurken. Yeri geliyor Narin'e çok üzülüyorsunuz, Moskof Recep'e çok kızıyor, Şişko Necati'ye teşekkür ediyor, kimi yerde ise Mehmet'i yaptıklarından dolayı affedemeyecek kıvama geliyor,Narin'in yaşadıklarına, her birinin kurtuluş hayallerine ortak oluyorsunuz. İstanbul kısmına geliyoruz yeniden, bu sefer kah Narin'in İstanbul Üniversitesi-Hukuk Fakültesi'nde geçen günlerinde bir yolculuk yapıyorsunuz, yani Narin'le Deniz'in tanışma hikayesine şahit oluyorsunuz. Bir kazadan bir dostluğa nasıl gelinir onu görüyorsunuz. Bazen de Narin'in Yaslıhan'dan kaçarak büyük zorluklarla geldiği İstanbul'daki yaşam mücadelesini görüyor, Narin'i hissediyorsunuz. O dönemde bir kaç sefer de Irmak'la karşılaşıyor, Deniz'in arkadaşlarıyla bir gece geçiriyorsunuz. Arada atladığım tek bir isim var. Fırat. Asıl olay o ve Narin arasında geçiyor zaten. Yaslıhan döneminde başlayan aşk, Fırat'ın Narin'le Fırat'ın annesine yakalanması, ODTÜ'de okuduğu için Fırat'ı göremeyen Narin'in özlemi, Fırat'ın ismini duyan Narin'in heyecanı, Fırat'ın kokusuyla yaşayan, onu haftalarca lacivert montlu Yaslıhan Stadı'nda gördüğü ve maç boyunca bakıştığı çocuk olarak hatırlayan Narin'in sevinci, hüznü, utancı oluyorsunuz. Sonra İstanbul'a geliyor Narin, Fırat Ankara'da kalıyor, en azından biz öyle biliyoruz. Bir şekilde, tekrar karşısına çıkıyor Fırat Narin'in, başkasının olarak... Kitapta tam tersi oluyor aslında ama onu da siz okuyun, siz görün. İstanbul'da Fırat karşısına çıkınca Yaslıhan'da unuttuğu günlere geri dönüyor Narin. Yıllardır ailesiyle görüşmemişken bir anda ailesi, geçmişiyle geçiyor günü-gecesi. Fırat'la o zaman ne yaşadıysa o anlara dönüyor bir anda. Siz de ona ortak oluyorsunuz her sayfada....
Sonra bir son geliyor. Mutlu ve beklenmeyen bir son. 322 sayfa boyunca ne düşünüyorsanız hepsini unutuyorsunuz, Hande Altaylı sizi şaşırtmayı başarıyor. Sadece onu değil, kitabı elinizden bırakamayacak kadar kitaba bağlanmanızı da sağlıyor. 'Kahperengi' neymiş onu size öğretiyor. Tek kelimelik bir macerada sizi sürüklüyor Hande Altaylı kısaca, Geray Gencer de 'Kahperengi' yorumuyla tasarladığı kapakla bir merak uyandırıyor.
Bence Kahperengi'yi alın, okuyun. Ben çok sevdim, bakalım siz sevecek misiniz?

Yeni bir yazıya kadar, herkese kitap dolu günler!

P.S: Kahperengi dizi olacak diye duydum, ilgilenenlere duyurulur :)

Kahperengi'de altını çizdiğim bazı sözler;

''Sen onu hatırladın, çünkü sen ona aşıktın!''-Sayfa 50
''...çünkü paranın mutlulukla bir ilgisi yoktu, mutsuzlukla vardı.''-Sayfa 209
''Geçmişle hesaplaşmanın bir yolu yoktu; çünkü geçmiş geçiyordu. Kalan sendin.''-Sayfa 209
''Denizi gördü mü rakıyı açmalı insan! Denizin yanına rakı, rakının yanına peynir... Öyle derler!''-Sayfa 216
''Hayat, doğrularla yanlışlar arasında bir sarkaç gibi sallanıp dururken, insanlar da onunla birlikte bir o yana, bir diğer yana savrulur.''-Sayfa 233
''Bazen başladığın yere dönebilmek için dünyayı dolaşman gerekiyordu.''-Sayfa 322

Bazen de paragrafların altını çizdim;

''Yalnızlık tek başına kalmak değil, tek başına kalmaktan kaçmaya çalışmaktır. Bunun için ne kadar uğraşırsan durumun o kadar acıklı hale gelir. Geceyi uzatmak, son bir sigara yakmak, bir kadeh daha içmek, ayak sürümek, bin dereden su getirmek... Bütün bunlar, kapının arkasına gizlenmiş seni bekleyen tekilliğinle karşılaşmanu geciktirmekten ve çaresizliğini artırmaktan başka bir işe yaramaz. Durumu sükunetle kabullendiğin ve onunla savaşmaktan vazgeçtiğinde ise aniden daha az yalnız biri haline gelirsin. Bu konuda bilinmesi gerekenler fazla değildir. Yalnızlıkta ''çat kapı'' yoktur ve yalnız biri kimsenin hayatnın doğal uzantısı olmadığından, biriyle buluşmak için daima randevulaşmak zorundadır.''-Sayfa 153

''...galiba aşk birini unutamamak değil, onu her gördüğünde yeniden hatırlamak. Kaç yıl geçerse geçsin, her karşına çıktığında aynı şekilde hissetmek.''
''Arada unutsan bile mi?''
''Arada unutsan bile.''-Sayfa 233