17 Ocak 2013 Perşembe

''Bazen başladığın yere dönebilmek için dünyayı dolaşman gerekiyordu.''-Hande Altaylı/Kahperengi

Çok zaman oldu okuduğum kitap hakkında yazmayalı, şimdi sırada dizi olacağını duyduğum, çok mutlu olduğum ve beni çok etkileyen bir kitap olan Kahperengi!

Uzun zamandır istediğim gibi gitmiyordu kitap okuma hızım. İşte Kahperengi'yle tam o dönem tanıştım. Hande Altaylı sayesinde okuma hızım yerine geldi, hatta kitaba kendimi o kadar kaptırdım ki ne ara 216 sayfa okudum ben de anlamadım...
Tam aradığım romandı Kahperengi, Narin'in bana olan benzerliği, geçmiş ve geleceğin harmanı, tesadüfler ve aşk. Fırat ve Narin. Yaslıhan ve İstanbul. Ve beklenmeyen bir son.
Kısaca bu Kahperengi. Peki ya detaya inersek?

İstanbul'da başlıyor roman, yıl 2006. Narin'in hikayesine o zaman  giriş yapıyoruz hep beraber. Belki de daha ilk sayfadan Narin oluyoruz, Hande Altaylı'nın sade ama akıcı dili sayesinde... Sonra kah Yaslıhan'a uğruyoruz hep beraber, yıl 80'lerin sonu. Orada tanışıyoruz eski Narin'le. Daha Deniz'le tanışmamış, avukat olmasına yıllar olan Narin'le, kısacası Narin'in çocukluk/gençlik dönemiyle. Tabii tanıştığımız sadece eski Narin olmuyor. Onun ailesi ve Yaslıhan'la da tanışmış oluyoruz. Neresi bu Yaslıhan derseniz? Tamamen Hande Altaylı'nın hayal ürünü Yaslıhan. Küçük bir Ege kasabası diyebiliriz oraya kısaca. Nüfusu 25.000-30.000 arası değişen, görmeye alıştığımız, bildiğimiz, içimizden bir yer... Narin'in ailesine geri dönecek olursak, başta Kara Hatice ile tanışıyoruz, sonra Moskof Recep, Şadiye, Mehmet, Ümmühan, Erdoğan, Narin'in dayıları, Şişko Necati... Hepsi bizden bir parça oluyor kitabı okurken. Yeri geliyor Narin'e çok üzülüyorsunuz, Moskof Recep'e çok kızıyor, Şişko Necati'ye teşekkür ediyor, kimi yerde ise Mehmet'i yaptıklarından dolayı affedemeyecek kıvama geliyor,Narin'in yaşadıklarına, her birinin kurtuluş hayallerine ortak oluyorsunuz. İstanbul kısmına geliyoruz yeniden, bu sefer kah Narin'in İstanbul Üniversitesi-Hukuk Fakültesi'nde geçen günlerinde bir yolculuk yapıyorsunuz, yani Narin'le Deniz'in tanışma hikayesine şahit oluyorsunuz. Bir kazadan bir dostluğa nasıl gelinir onu görüyorsunuz. Bazen de Narin'in Yaslıhan'dan kaçarak büyük zorluklarla geldiği İstanbul'daki yaşam mücadelesini görüyor, Narin'i hissediyorsunuz. O dönemde bir kaç sefer de Irmak'la karşılaşıyor, Deniz'in arkadaşlarıyla bir gece geçiriyorsunuz. Arada atladığım tek bir isim var. Fırat. Asıl olay o ve Narin arasında geçiyor zaten. Yaslıhan döneminde başlayan aşk, Fırat'ın Narin'le Fırat'ın annesine yakalanması, ODTÜ'de okuduğu için Fırat'ı göremeyen Narin'in özlemi, Fırat'ın ismini duyan Narin'in heyecanı, Fırat'ın kokusuyla yaşayan, onu haftalarca lacivert montlu Yaslıhan Stadı'nda gördüğü ve maç boyunca bakıştığı çocuk olarak hatırlayan Narin'in sevinci, hüznü, utancı oluyorsunuz. Sonra İstanbul'a geliyor Narin, Fırat Ankara'da kalıyor, en azından biz öyle biliyoruz. Bir şekilde, tekrar karşısına çıkıyor Fırat Narin'in, başkasının olarak... Kitapta tam tersi oluyor aslında ama onu da siz okuyun, siz görün. İstanbul'da Fırat karşısına çıkınca Yaslıhan'da unuttuğu günlere geri dönüyor Narin. Yıllardır ailesiyle görüşmemişken bir anda ailesi, geçmişiyle geçiyor günü-gecesi. Fırat'la o zaman ne yaşadıysa o anlara dönüyor bir anda. Siz de ona ortak oluyorsunuz her sayfada....
Sonra bir son geliyor. Mutlu ve beklenmeyen bir son. 322 sayfa boyunca ne düşünüyorsanız hepsini unutuyorsunuz, Hande Altaylı sizi şaşırtmayı başarıyor. Sadece onu değil, kitabı elinizden bırakamayacak kadar kitaba bağlanmanızı da sağlıyor. 'Kahperengi' neymiş onu size öğretiyor. Tek kelimelik bir macerada sizi sürüklüyor Hande Altaylı kısaca, Geray Gencer de 'Kahperengi' yorumuyla tasarladığı kapakla bir merak uyandırıyor.
Bence Kahperengi'yi alın, okuyun. Ben çok sevdim, bakalım siz sevecek misiniz?

Yeni bir yazıya kadar, herkese kitap dolu günler!

P.S: Kahperengi dizi olacak diye duydum, ilgilenenlere duyurulur :)

Kahperengi'de altını çizdiğim bazı sözler;

''Sen onu hatırladın, çünkü sen ona aşıktın!''-Sayfa 50
''...çünkü paranın mutlulukla bir ilgisi yoktu, mutsuzlukla vardı.''-Sayfa 209
''Geçmişle hesaplaşmanın bir yolu yoktu; çünkü geçmiş geçiyordu. Kalan sendin.''-Sayfa 209
''Denizi gördü mü rakıyı açmalı insan! Denizin yanına rakı, rakının yanına peynir... Öyle derler!''-Sayfa 216
''Hayat, doğrularla yanlışlar arasında bir sarkaç gibi sallanıp dururken, insanlar da onunla birlikte bir o yana, bir diğer yana savrulur.''-Sayfa 233
''Bazen başladığın yere dönebilmek için dünyayı dolaşman gerekiyordu.''-Sayfa 322

Bazen de paragrafların altını çizdim;

''Yalnızlık tek başına kalmak değil, tek başına kalmaktan kaçmaya çalışmaktır. Bunun için ne kadar uğraşırsan durumun o kadar acıklı hale gelir. Geceyi uzatmak, son bir sigara yakmak, bir kadeh daha içmek, ayak sürümek, bin dereden su getirmek... Bütün bunlar, kapının arkasına gizlenmiş seni bekleyen tekilliğinle karşılaşmanu geciktirmekten ve çaresizliğini artırmaktan başka bir işe yaramaz. Durumu sükunetle kabullendiğin ve onunla savaşmaktan vazgeçtiğinde ise aniden daha az yalnız biri haline gelirsin. Bu konuda bilinmesi gerekenler fazla değildir. Yalnızlıkta ''çat kapı'' yoktur ve yalnız biri kimsenin hayatnın doğal uzantısı olmadığından, biriyle buluşmak için daima randevulaşmak zorundadır.''-Sayfa 153

''...galiba aşk birini unutamamak değil, onu her gördüğünde yeniden hatırlamak. Kaç yıl geçerse geçsin, her karşına çıktığında aynı şekilde hissetmek.''
''Arada unutsan bile mi?''
''Arada unutsan bile.''-Sayfa 233

1 yorum:

  1. Eğer dizi olacaksa ben izlerim ben de etkilenerek okumuştum. Geçekten sonu beni şaşırtmıştı beklemiyordum pat diye biti verdi. keyifli okumalar Ece'cim :)

    YanıtlaSil